Louis Menand – Ağır Misafir: Sigmund Freud

Sigmund Freud 1938’de az daha Viyana’dan ayrılamayacaktı. Alman ordusu şehre girdikten üç hafta sonra, Temmuz’un dördünde Doğu Ekspresi’yle şehirden ayrıldı. Viyana Yahudileri için ordunun girmesiyle işkence başlamıştı başlamasına -CBS Radyo için Viyana’dan bildiren Edward R. Murrow Yahudi evlerine yapılan baskınların canlı tanığıydı-, ne var ki arkadaşlarının tüm ısrarlarına rağmen Freud kaçmaya yanaşmıyordu. Fikrini ancak kızı Anna, Gestapo tarafından tutuklanıp sorgulanınca değiştirdi. Okumaya devam et “Louis Menand – Ağır Misafir: Sigmund Freud”

Muhammed Abduh’un “özgürlükçü siyasetini” anlamak

İslam düşünce geleneğinde özgürlük konusu her zaman önemli bir alanı işgal etmiştir. Özellikle felsefe ve kelam hatta tasavvuf geleneklerinde insanın yaratıcı ile olan ilişkisinde özgürlüğün nasıl algılanacağı hususunda çok derin tartışmalar yapılmış, birbirinden farklı teklifler sunulmuştur.

İlhamını İslam düşüncesinden alan siyasi/ideolojik yapılarda bu konulara kayıtsız kalmayarak kendilerine en yakın özgürlük tanımından hareketle bir anlayış oluşturma çabası içerisinde olmuşlardır. Okumaya devam et “Muhammed Abduh’un “özgürlükçü siyasetini” anlamak”

İbn Sina’da Metafiziğin Konusu Problemi

İbn Sina, eserleri içerisinde bir külliyat niteliği taşıyan Kitabü’ş-Şifa’nın İlahiyyat kısmının giriş bölümlerinde metafiziğe ilişkin problemleri çözmek ve açıklığa kavuşturmak için uzun tartışmalara yer vermektedir. Bu minvalde o, metafiziğin konusuyla (mevzu), problemleri (metalib) arasında oldukça orijinal bir ayrıma gitmekte, zikredilen meseleye ilişkin karışıklığı gidermeye çalışmaktadır. İlk olarak İbn Sina, metafiziğin konusunun ne olmadığını tartışıp Tanrı’nın ve sebeplerin metafiziğin konusu içerisine girmediğini iddia ederek ispata çalışır. Okumaya devam et “İbn Sina’da Metafiziğin Konusu Problemi”

İnsanlığın kronik nefret sorunu

Günümüz dünyasında olduğu gibi geçmişte de ortaya konan her ‘ben’ iddiası ‘öteki’nin inşasını beraberinde getirmiştir. Ben aynı zamanda ötekiyi de belirleme sürecidir. Batılı seyyahların seyahatnamelerinden edindikleri bilgilere göre, Batılıların ‘ırk’ kavramını kendi kimlikleri üzerinden tanımladıklarını söyleyebiliriz. Batı, gerek tarih gerekse din anlayışını kendi kimlik tanımlarıyla uzlaştırma çabası içerisine girerek yeni bir ‘ırk’ anlayışı oluşturmuştur. Okumaya devam et “İnsanlığın kronik nefret sorunu”

Haklara Sahip Olma Hakkı

İki dünya savaşı arasında, çok etnikli imparatorlukların parçalanmasıyla ortaya çıkan milyonlarca azınlık ve devletsiz/uyruksuz bireyin, ulus devletler tarafından fuzuli ve gözden çıkarılmış varlıklar biçiminde muamele görmesi Hannah Arendt için büyük bir travmadır. Okumaya devam et “Haklara Sahip Olma Hakkı”

Post-yapısalcılıkta Anlam Sorunu

Post-yapısalcılıkta anlam, semantikte ele alınan anlamla aynı olmadığı gibi anlam incelemeleri de benzer değildir. Şüphesiz post-yapısalcı görüşler, semantiğin verilerinden “yararlanmakta” ve bu verileri “kullanmakta”dır. Fakat bu yararlanma ve kullanma, anlamın aleyhine işletilerek; anlamın kesinliğini, varlığını, tehdit eden bir unsur olarak görev yapmaktadır. Okumaya devam et “Post-yapısalcılıkta Anlam Sorunu”

Gilles Deleuze ve Genel Etoloji Olarak Felsefe

Deleuze Spinoza’da saf ontoloji projesinin aslında etik olduğunu söyler. Etik kavramını bugün ancak belirli bir hayvan grubunu değil de onların davranışlarını inceleyen bilim dalı anlamındaki etoloji ile beraber düşünebiliriz. Etiğin burada ahlakla yakından uzaktan alakası yoktur. “Etik varlıkta varlık tarzlarıdır, etiğin nesnesi budur ve bu etolojidir. Ahlakta ise etiğin aksine birbirine kenetlenmiş iki şey vardır bunlar; öz ve değerlerdir. Okumaya devam et “Gilles Deleuze ve Genel Etoloji Olarak Felsefe”