İnsanlığın kronik nefret sorunu

Günümüz dünyasında olduğu gibi geçmişte de ortaya konan her ‘ben’ iddiası ‘öteki’nin inşasını beraberinde getirmiştir. Ben aynı zamanda ötekiyi de belirleme sürecidir. Batılı seyyahların seyahatnamelerinden edindikleri bilgilere göre, Batılıların ‘ırk’ kavramını kendi kimlikleri üzerinden tanımladıklarını söyleyebiliriz. Batı, gerek tarih gerekse din anlayışını kendi kimlik tanımlarıyla uzlaştırma çabası içerisine girerek yeni bir ‘ırk’ anlayışı oluşturmuştur. Okumaya devam et “İnsanlığın kronik nefret sorunu”

Haklara Sahip Olma Hakkı

İki dünya savaşı arasında, çok etnikli imparatorlukların parçalanmasıyla ortaya çıkan milyonlarca azınlık ve devletsiz/uyruksuz bireyin, ulus devletler tarafından fuzuli ve gözden çıkarılmış varlıklar biçiminde muamele görmesi Hannah Arendt için büyük bir travmadır. Okumaya devam et “Haklara Sahip Olma Hakkı”

Post-yapısalcılıkta Anlam Sorunu

Post-yapısalcılıkta anlam, semantikte ele alınan anlamla aynı olmadığı gibi anlam incelemeleri de benzer değildir. Şüphesiz post-yapısalcı görüşler, semantiğin verilerinden “yararlanmakta” ve bu verileri “kullanmakta”dır. Fakat bu yararlanma ve kullanma, anlamın aleyhine işletilerek; anlamın kesinliğini, varlığını, tehdit eden bir unsur olarak görev yapmaktadır. Okumaya devam et “Post-yapısalcılıkta Anlam Sorunu”

Gilles Deleuze ve Genel Etoloji Olarak Felsefe

Deleuze Spinoza’da saf ontoloji projesinin aslında etik olduğunu söyler. Etik kavramını bugün ancak belirli bir hayvan grubunu değil de onların davranışlarını inceleyen bilim dalı anlamındaki etoloji ile beraber düşünebiliriz. Etiğin burada ahlakla yakından uzaktan alakası yoktur. “Etik varlıkta varlık tarzlarıdır, etiğin nesnesi budur ve bu etolojidir. Ahlakta ise etiğin aksine birbirine kenetlenmiş iki şey vardır bunlar; öz ve değerlerdir. Okumaya devam et “Gilles Deleuze ve Genel Etoloji Olarak Felsefe”

“Homo-vidensler ve Onların Ne İçini Bilinemez Yaşamları” Adlı Masal

Evvel zamanların birinde, devasa bir mağarada, zincire vurulmasalar da öyleymiş gibi, öylece kalakalmış insanlar yaşarmış. Bunlara topluca “homo-videns” adı verilmiş çünkü bu insanların dünyaları gördüklerinden ibaret; hayatları, mağara dışındaki az sayıdakiler için ibretlikmiş. Homo-vidensler günlerinin büyük bölümünü mağaranın duvarına yansıyan görüntüleri izlemekle geçirirlermiş. Okumaya devam et ““Homo-vidensler ve Onların Ne İçini Bilinemez Yaşamları” Adlı Masal”

Din, Devlet, Asabiyet

Dil bir gerçeği yansıtabilir. Bazense sözlük anlamları varolan siyasal gerçeğin uzağına düşer. Gerçekler kitapta yazılan gibi yaşanmayabilir. Varolan, uzun yüzyıllardan süzülüp gelen toplam, ortalama bir gerçeklik oluşturur. Bu, olayı sözlük anlamından kopartır. Galatı meşhurun lügatı fasihten evla oluşu gibi… Siyasetin gerçekliği sözlükte yazana çok uymaz. Okumaya devam et “Din, Devlet, Asabiyet”