Derrida: İnsanın Cevabı

Hiçbir zaman insan ve hayvan diye adlandırdığımız şeyler arasındaki farkı hafife alma yanlısı olmadım. İnsan ve hayvan arasında kabul görmüş benzerlik ve farklılıkları, hep daha büyük bir farklılaşma düşüncesini öne sürebilmek için sorunsallaştırdım. Bir köpeğin tıpkı Heidegger gibi bir filozof olduğunu iddia edecek kadar aptal değilim tabi ki. Bilakis hem insanlar hem de insanlar ve hayvanlar arasında çokça fark olduğunun farkındayım. Okumaya devam et “Derrida: İnsanın Cevabı”

Sadeddin Teftazani’ye Göre Zihni Varlık Kavramı

Teftazani varlığı; ayni, zihni, lafzi ve hatti olmak üzere dört şekilde ele alır. Ayni olan birincisi asıl olarak değerlendirilir. Zihni olan ikincisi ise ona göre asıl değildir ve cisim için gölge gibidir. Mevcut ise onunla şeyin (eşyanın) sureti olur. Lafzi ve hatti olan son ikisi ise mecazidir. Bunlar mevcut, eşyanın ismi ve isminin sureti olur. Her biri kendinden öncekine delalet eder. Ancak birincisi aklidir ve bu hususta ihtilaf edilmez. Diğer ikisi ise vaz’idir. Okumaya devam et “Sadeddin Teftazani’ye Göre Zihni Varlık Kavramı”

Dışarının Bükülmesi

Michel Foucault, yaşamının sonlarına doğru “ethos” kavramına yoğunlaşmıştır. Foucault’nun “ethos”u doğrudan “kendilik kaygısı” ile ilintiliydi. Foucault “kendilik kaygısı” derken kişinin “olma ve davranma biçiminden”[1] bahsetmektedir. Ethos ya da kendilik kaygısı etrafında şekillenen bu düşünüş Gilles Deleuze’ün okumasıyla daha başka ve anlaşılır bir hal alıyor. Okumaya devam et “Dışarının Bükülmesi”

Adam Kirsch – Eichmann Bosna’da

Hırvat romancı Slavenka Drakulić 1999’da eski Yugoslavya’da işlenen savaş suçlarına ilişkin davaları izlemek için Den Haag’ı ziyaret etmişti. Sanıklar arasından Goran Jelisić, bilhassa “güvenilebilecek bir adam” görüntüsüyle dikkatini çekmişti. “Temiz yüzü, cıvıl cıvıl gözleri ve kocaman gülümsemesiyle” Goran Jelisić’i, kızının arkadaşlarından birine benzetmişti. Den Haag’daki tanıkların ekseriyeti Goran Jelisić’e dair benzer izlenimlere sahipti. Okumaya devam et “Adam Kirsch – Eichmann Bosna’da”

Muhbir ve Ali Suavi

1838 yılında dünyaya gelen, daha çok Yeni Osmanlılar Cemiyeti içerisinde Namık Kemal ve Ziya Paşa ile yürüttüğü muhalif faaliyetler ve Sultan II. Abdülhamit’e düzenlemeye çalıştığı suikast girişimi ile tanınan Ali Suavi’nin hayatına göz attığımızda dönemin konjonktürünün dışında sıra dışı eylemlere imza attığını söylemek mümkün. Bu nedenden dolayı olmalı ki kendisi sabit bir işte tutunamadığı gibi, sabit bir şehirde de tutunamamış. Hem Osmanlı içinde, hem de Avrupa’da çok farklı şehirlerde hayatını sürdürmüştür. Okumaya devam et “Muhbir ve Ali Suavi”

Tedrici Etkileşim

Medeniyeti tek bir coğrafyanın çıktısı, sahibi veya tek belirleyicisi olarak görmek söz konusu coğrafyayı zirve yaptığı noktadan yavaş veya hızlı bir süratte geri bırakmaya mahkûm kılmak olacaktır. Çünkü medeniyet dediğimiz bu çok katmanlı yapı ne tek bir milletin malı, ne de onun tek bir belirleyicisi olmuştur. Zaman ve mekân ona farklı iklimlerde etki etmiştir ve farklı renklerden eklemiştir. Nihayet insanlığın ortak mirası olmuştur. Okumaya devam et “Tedrici Etkileşim”

Siobhan Roberts – Lotfi Zadeh: Bulanık Mantığın Mucidi

Mantıkçı Lotfi Zadeh, 1964 Temmuz’unda bir gece akşam yemeği planlarını iptal etmiş ailesinin New York’taki dairesinde tek başına oturuyordu. Sonraları o günlere dair “sınıflar arası sınırların keskin olmayışı meselesi başta olmak üzere sistem analizindeki temel konuları çok düşündüğünü” söyleyecekti – yani, fiziksel dünyadaki eşyanın, bilgisayar bilimlerinin çoğunluğunun temelini oluşturan “doğru-ya da-yanlış, siyah-ya da-beyaz ve sıfır-ya da-bir” matematiği anlamına gelen klasik Boole mantığına tam olarak uymaması üzerine. “Tam da böyle bir anda basit bir ‘bulanık dizi’ kavramı kafama dank etti” diye hatırlıyordu o anı, “düşüncelerimi bir araya getirip meseleye dair bir makale yazmam çok vaktimi almadı.” Okumaya devam et “Siobhan Roberts – Lotfi Zadeh: Bulanık Mantığın Mucidi”