Chantal Mouffe’u Okurken

Soğuk savaş sonrasında yüzünü tüm şiddetiyle gösteren tek kutuplu dünya ve onun hiper-iktidarıyla karşı karşıyayız. Sadece siyasal bir model olarak kendini sunmasıyla değil üstelik. Hayatımızın her alanında bu hiper-iktidarı hissetmek mümkün. Tam da bu noktada Chantal Mouffe bizlere bir çıkış yolunu işaret etme telaşında: ‘Çok Kutuplu Demokrasi’ fikri bile, uzun süredir biz edilgen olanları heyecanlandırmaya çalışıyor. Post-modern teoriler de ilk başlarda bizlerde aynı etkiyi uyandırmıştı. Okumaya devam et “Chantal Mouffe’u Okurken”

Güvenlik Politikaları Ne Kadar Güvenli?

Kitlenin; Teba’dan Halka oradan Kalabalıklara daha sonra çoğalarak Yığına, yığından Kitleye hatta daha radikalleşerek Kitlelere çevrilip nasıl icat edildiğini Ortega y Gasset oldukça net göstermişti. Frankfurt Okulu kitleyi üreten fabrikayı (sanayi, modernleşme, işbölümüyle gelen profesyonelleşme, tekno-bürokratik işleyiş..vb) detaylı anlatıp en sert eleştirilerde bulunmuş, Martin Heidegger ise kitlenin “Onlar alanı” dediği “Herkes” zamirinde ne biçimde mesken tutup saklandığını ifşa etmişti. Okumaya devam et “Güvenlik Politikaları Ne Kadar Güvenli?”

Post-yapısalcılıkta Anlam Sorunu

Post-yapısalcılıkta anlam, semantikte ele alınan anlamla aynı olmadığı gibi anlam incelemeleri de benzer değildir. Şüphesiz post-yapısalcı görüşler, semantiğin verilerinden “yararlanmakta” ve bu verileri “kullanmakta”dır. Fakat bu yararlanma ve kullanma, anlamın aleyhine işletilerek; anlamın kesinliğini, varlığını, tehdit eden bir unsur olarak görev yapmaktadır. Okumaya devam et “Post-yapısalcılıkta Anlam Sorunu”

Wittgenstein: Cepheden Düşülmüş Notlar

8.7.1916
Bir Tanrıya inanmak demek, hayatın anlamını sorgulamayı anlamak demektir. Bir Tanrıya inanmak, dünya hakikatlerinin henüz olmuş bitmiş olmadığını görmek demektir. Tanrıya inanmak demek, hayatın bir anlamının olduğunu görmek demektir. Okumaya devam et “Wittgenstein: Cepheden Düşülmüş Notlar”