Derrida: İnsanın Cevabı

Hiçbir zaman insan ve hayvan diye adlandırdığımız şeyler arasındaki farkı hafife alma yanlısı olmadım. İnsan ve hayvan arasında kabul görmüş benzerlik ve farklılıkları, hep daha büyük bir farklılaşma düşüncesini öne sürebilmek için sorunsallaştırdım. Bir köpeğin tıpkı Heidegger gibi bir filozof olduğunu iddia edecek kadar aptal değilim tabi ki. Bilakis hem insanlar hem de insanlar ve hayvanlar arasında çokça fark olduğunun farkındayım. Okumaya devam et “Derrida: İnsanın Cevabı”

Adam Kirsch – Eichmann Bosna’da

Hırvat romancı Slavenka Drakulić 1999’da eski Yugoslavya’da işlenen savaş suçlarına ilişkin davaları izlemek için Den Haag’ı ziyaret etmişti. Sanıklar arasından Goran Jelisić, bilhassa “güvenilebilecek bir adam” görüntüsüyle dikkatini çekmişti. “Temiz yüzü, cıvıl cıvıl gözleri ve kocaman gülümsemesiyle” Goran Jelisić’i, kızının arkadaşlarından birine benzetmişti. Den Haag’daki tanıkların ekseriyeti Goran Jelisić’e dair benzer izlenimlere sahipti. Okumaya devam et “Adam Kirsch – Eichmann Bosna’da”

Siobhan Roberts – Lotfi Zadeh: Bulanık Mantığın Mucidi

Mantıkçı Lotfi Zadeh, 1964 Temmuz’unda bir gece akşam yemeği planlarını iptal etmiş ailesinin New York’taki dairesinde tek başına oturuyordu. Sonraları o günlere dair “sınıflar arası sınırların keskin olmayışı meselesi başta olmak üzere sistem analizindeki temel konuları çok düşündüğünü” söyleyecekti – yani, fiziksel dünyadaki eşyanın, bilgisayar bilimlerinin çoğunluğunun temelini oluşturan “doğru-ya da-yanlış, siyah-ya da-beyaz ve sıfır-ya da-bir” matematiği anlamına gelen klasik Boole mantığına tam olarak uymaması üzerine. “Tam da böyle bir anda basit bir ‘bulanık dizi’ kavramı kafama dank etti” diye hatırlıyordu o anı, “düşüncelerimi bir araya getirip meseleye dair bir makale yazmam çok vaktimi almadı.” Okumaya devam et “Siobhan Roberts – Lotfi Zadeh: Bulanık Mantığın Mucidi”

Roberto Nigro – Foucault’nun Kant’ın Antropoloji’sine Giriş’i: Bir Anekdot

Kant’ın Anthropologie in pragmatischer Hinsicht [Pragmatik Açıdan Antropoloji] tercümesinin girişine yazdığı bir notta Foucault eleştirel düşünce ve antropolojik refleksiyon arasındaki ilişkiye dair müstakil bir çalışma yapmayı düşündüğünü söylüyor [Kelimeler ve Şeyler‘i kastediyor]. Doktorasının ikinci kısmını oluşturacak Antropoloji tercümesine Foucault 1960’da Hamburg’dayken başlıyor. Okumaya devam et “Roberto Nigro – Foucault’nun Kant’ın Antropoloji’sine Giriş’i: Bir Anekdot”

Adam Gopnik – Kanada gibi de olabilirdik!

Ya her şey en başından beri bir hatadan ibaretse? Bağımsızlık Bildirgesi, Amerikan Devrimi, Amerika Birleşik Devletleri’nin inşası… Ya tüm bu olanlar kötü bir fikirden başka bir şey değilse? Amerikan yaşamındaki adaletsizlikler ve çılgınlık, Kurucu Babalara rağmen değil de, onların yüzündense? Bu iddia şöyle sürdürülebilir: Devrim, köle sahiplerinin içine düştüğü ve Aydınlanmacıların ağız dalaşı da üzerine eklenen gereksiz ve vahşi bir panik haliydi. Sonuçta da şiddet, karmaşa ve demagojiyle damgalanmış bir ülke ortaya çıkardı. Yukarıya, Kanada’ya doğru bakalım, ya da aşağıya, Avustralya’ya. Okumaya devam et “Adam Gopnik – Kanada gibi de olabilirdik!”

Louis Menand – Ağır Misafir: Sigmund Freud

Sigmund Freud 1938’de az daha Viyana’dan ayrılamayacaktı. Alman ordusu şehre girdikten üç hafta sonra, Temmuz’un dördünde Doğu Ekspresi’yle şehirden ayrıldı. Viyana Yahudileri için ordunun girmesiyle işkence başlamıştı başlamasına -CBS Radyo için Viyana’dan bildiren Edward R. Murrow Yahudi evlerine yapılan baskınların canlı tanığıydı-, ne var ki arkadaşlarının tüm ısrarlarına rağmen Freud kaçmaya yanaşmıyordu. Fikrini ancak kızı Anna, Gestapo tarafından tutuklanıp sorgulanınca değiştirdi. Okumaya devam et “Louis Menand – Ağır Misafir: Sigmund Freud”

Timothy Ferris – Bir Öykü: Voyager’in Altın Plağı

Her an bir köşesinde bir LP’nin iki numaralı şarkısının çalmaya başlayabileceği Samanyolu Galaksisi’nin merkezinin epey bir uzağında kalan orta yollu bir yıldızın etrafında dönüp duran küçük bir gezegenin sakinleriyiz. Kozmik ifadesiyle ufacığız. O kadar ki tüm galaksi bir plak boyunda olsa, güneş ve etrafındaki gezegenlerin tamamı ancak bir atomu doldururdu. Olsun yine de bizim gönlümüz büyük dedik ve tam kırk yıl önce uzaya içinde müzik ve dünya fotoğrafları olan bir zaman kapsülü fırlattık. Aslında bir değil iki taneydi. Okumaya devam et “Timothy Ferris – Bir Öykü: Voyager’in Altın Plağı”