Tarkovsky için sanatçı da Filozof gibi hakikati araştırandır

Tarkovsky için bir sanatçının en temel derdinin hakikati araştırmak olduğunu belirten Elif Nuyan’ın, Tarkovsky sinemasında sinema ve felsefe ilişkisine dair değerlendirmesi; “Ona göre sanatın neliği üzerine düşünmeyen bir sanatçı, sanatını da icra edemez. Eğer bir sanatçı sanat nedir? amacı nedir? gibi sorularla yüzleşmiyorsa onun sanatçı olarak konumu gökkuşağını tanımlamaya çalışan doğuştan kör bir adamın durumuna benzer.  Tarkovsky’e göre sanatçı da tıpkı filozof gibi hakikati araştıran kişidir. Yani gerçek bir sanatçı, sürekli değişen görünüşlerle ilgilenmez.”

 

Uludağ Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Elif Nuyan ile “sinema-felsefe ilişkisi” ve “Tarkovsky sinemasında felsefe” konulu bir söyleşi gerçekleştirdik. “Eisenstein ve Tarkovsky’de sinema sanatı ve felsefe” konulu doktora tezinin ardından sinema felsefesi üzerine çalışmalarına ağırlık veren Nuyan’ın “Sinema Felsefesine Giriş” adıyla yayımlanmış bir de kitabı bulunuyor.

Rus Yönetmenin sinemasında felsefenin etkisini yoğun bir şekilde görüleceğini ifade eden Nuyan, Tarkovsky’nin öncelikle sinema ve sanatın amacı üzerine yoğunlaşırken felsefe yaptığını ancak bu felsefi sorgulamayı bir adım daha ileri taşıyarak ikinci aşamada ise eserlerinde felsefi sorunlara cevap bulmaya işaret ediyor. Nuyan’a göre filmleri zor ama özel kılan nokta da tam da burası.

 

–       Tarkovsky için çok iddialı bir yorumda bulunarak sadece bir yönetmen olmadığını aynı zamanda bir sinema filozofu olduğunu belirtiyorsunuz. Tarkovsky için kullandığınız bu ifadeden ve filozof için sinemayı sanat kılan şeyden bahsedebilir miyiz?

Öncelikle burada ‘filozof’ ifadesini kullanırken bir açıklama eklemek daha açıklayıcı olacak sanırım. Burada akademik bir unvandan ya da meslek olarak filozofluktan bahsetmiyorum. Felsefenin olduğu gibi filozofluğun da farklı tanımlarından söz edilebilir. Bunlardan bir tanesi, özsel olanı araştırmaktır. Bu anlamda Tarkovskyi öncelikle sanatın ve bununla ilişkisinde sinemanın özünü soruşturur. ‘Hakiki bir yönetmen’ olabilmenin temel koşulu olarak bu özsel araştırmayı adeta şart koşar. Ona göre sanatın neliği üzerine düşünmeyen bir sanatçı, sanatını da icra edemez. Eğer bir sanatçı sanat nedir? amacı nedir? gibi sorularla yüzleşmiyorsa onun sanatçı olarak konumu gökkuşağını tanımlamaya çalışan doğuştan kör bir adamın durumuna benzer.  Tarkovsky’nin bir sanatçıyı yüzleşmek zorunda bıraktığı sorular düpedüz saf felsefi sorulardır. Fakat Tarkovsky kendisini filozof olarak görmez; kendisini şair hatta sinemanın şairi olarak görür. Valery’e atıfta bulunarak, nasıl bir ressam deniz resimleri çizdiği için kaptan olmazsa, felsefi sorular soran herhangi birisi de filozof olmaz der. Klasik felsefe anlayışına göre filozof, aklın-mantık ilkelerinin sınırları dahilinde kendini dizgeli bir anlatımla sınırlandırmak durumundadır. Sanatçı ise, filozofun sorularını sorabilir ama filozof gibi cevaplamak zorunda değildir. Sanat eserlerindeki felsefe problemleri bu şekilde ele alınır. Tarkovsky’e dönecek olursak, Tarkovsky hem sanatın neliği, sinemanın neliği gibi önemli felsefi sorunlarla filozofça uğraştığı için hem de bir sanatçı olarak, kendi sanatı içerisinde başta etik sorunlar, varoluşun anlamı gibi felsefi sorunları ustaca ele aldığı için onu sinema filozofu olarak adlandırmanın çok iddialı olduğunu düşünmüyorum.

Sinemayı sanat kılan şeyin ne olduğu sorusu biraz belalı bir soru. Sinema tarihinin başından bu yana en çok tartışılan konulardan bir tanesi de sinemanın bir sanat olup olmadığıdır.  Tarkovsky, sinemanın bir sanat olduğunu düşünmektedir. Diğer sanatların bir sonucu, bireşimi değil kendine özgü söylemi olan diğer sanat dallarından bütünüyle bağımsız bir sanat dalı olarak görür. Bu sanatın amacı ise, insana manevi bir varlık olduğunu hatırlatmak ve ruhunu yitirmemesi için ona rehberlik etmektir.

 

Hakikat yaşamın kendisidir

 

–       Mühürlenmiş Zaman kitabında Tarkovsky’nin hakikat vurgusunu çok açık bir şekilde görüyoruz. Sizde metinlerinizde Tarkovsky’nin hakikat anlayışından bahsediyorsunuz. Tarkovsky için hakikat neydi ve sinema ile bu hakikat arasında nasıl bir ilişki kuruyor, filmlerinde bu hakikati bize nasıl gösteriyordu?

Öncelikle Tarkovsky için hakikatten söz ederken bunu ahlakla ilgili olarak da düşünmeliyiz; çünkü Tarkovsky’e göre ahlaki bir varoluşun temelinde hakikatin peşine düşmek vardır. Burada da Tarkovsky’nin filozof yanı ile karşılaşmaktayız. Tarkovsky’e göre sanatçı da tıpkı filozof gibi hakikati araştıran kişidir. Yani gerçek bir sanatçı, sürekli değişen görünüşlerle ilgilenmez. Platon’u hatırlarsak, Platon için filozofun peşinde olduğu hakikat, durumdan duruma ya da kişiden kişiye  değişmez. Tam da bu nedenle Sofistleri eleştirmiştir. Fakat her ne kadar hakikat arayışının vazgeçilmezliği konusunda  benzer şekilde düşünseler de Tarkovsky, Platon’un sanattan anladığı şeyi anlamaz sanattan. Platon’a göre sanat gerçekliğin üçüncü derece bir taklididir yani hakikatten üçüncü derecede uzak durmaktadır. Bu nedenle, sanatçıya ‘Devlet’inde yer vermez.

Tarkovsky’e göre ise hakikat arayışı sanat için olmazsa olmazdır. Tarkovsky’nin sinema anlayışına baktığımızda ise, yönetmenin amacını, hakikati ifade etmek olarak belirlediğini görürüz. Yönetmenin işi, hakikatin bir yansıması olan o değiştirilemez ve karmaşık olan dünyayı kurabilmektir. Buradaki ilişki doğrudan bir ilişkidir. Hakikat yaşamın kendisidir. Bunun anlamı ise görünürün arkasında olana, hakikate ulaşmaya çalışmaktır.  Tarkovsky için hakiki bir film yapmak söz konusu olduğunda sinema, bir eğlence aracının ötesine geçip bir sanat formu halini alır. Bizim kendi hakikatimizin farkına varmamızı sağlar. Sanat materyalist-pragmatist dünya görüşlerinin bizden gizlediği dünyanın manevi boyutunu açığa çıkarır.

 

–       Bu kavramsal çerçeve içerisinde düşünürsek o halde sanatçıya biçilen rol nedir? Farklı coğrafyalar, inanç sistemleri, kimlikler özelinde baktığımız da evrensel bir tutumdan bahsedebilir miyiz?

Bu sorunuzu da Tarkovsky’nin hakikati felsefi bir biçimde ele almasıyla ilgisinde cevaplamak durumundayım. Hakikat göreceli değildir. Dolayısıyla derdi hakikati yani “olan”ı anlatmak olan bir sanatçı için kültür, coğrafya vb. unsurlar belirleyici değil, ilinekseldir. Hakikati anlatmanın, yansıtmanın araçları olarak da düşünebilir. Tarkovsky için, belirleyici olan sanatçının dayandığı etik zemin ve hakikate olan bağlılığıdır. Ona göre bir yönetmen hakikati anlatmakla yükümlüdür ve hakikati anlattığı sürece izleyicisiyle buluşabilir, ona ulaşabilir. Sanatçının, hakikatin sesine kulak vermesi gerektiğini savunur. Tarkovsky’e göre, sanatçının yaratıcı iradesini de sadece hakikatin çağrısı belirler ve disiplin altına alır. Sanatçı ancak bu sayede inancını başkalarına da “aktarabilme” yeteneğine kavuşur. Bence Tarkovsky’e göre sanatçının misyonu bize durmaksızın insan olduğumuzu hatırlatmak ve insani olanaklarımızı geliştirmek için bir tür rehberlik etmektir.

 

–       Siz sinema-felsefe ilişkisi alanında çalışıyorsunuz. Arzu ederseniz biraz bunu konuşalım. Sizin için sinema ve felsefe arasında nasıl bir ilişkiden söz edebiliriz? Ayrıca bugünkü egemen sinema anlayışları bu ilişkinin neresinde?

Sinemayı da diğer sanat dalları gibi iki yönlü değerlendirilebiliriz. İlki benim endüstriyel ya da ticari sinema dediğim sinema, ikincisi ise sanat olarak sinema. Bu ikisi, sinema tarihinin başından bu yana birlikte durmaktadırlar. Sinema bir yandan insanların eğlence ihtiyaçlarını ya da çeşitli duygu durumlarına yönelik ihtiyaçlarını karşılarken diğer yandan bir sanat formu olarak ele alınmakta ve sanatsal olanakları geliştirilmekteydi ki bu gelişim süreci de bitmiş tamamlanmış bir süreç değildir. Sinemanın bu iki yönlü ilişkisi birbirine karşıt olması zorunlu değildir. Her ne kadar ticari sinemanın yaygınlığı sanat sinemasının alanını kısıtlasa ve sanat sinemasına ait eserlerin gösterim şansı bulamama gibi sorunlar olsa bile, şu da unutulmamalı ki film yapabilmenin koşulu bir minimumda bile olsa bir bütçeye sahip olmaktır. Sinema tekil bir sanat formu değildir. Pek çok sinemacı, ticari işlerden kazandıkları ile sanat sinemasında varlık gösterebiliyorlar. Üstelik bence insanların sinemanın bu iki türüne de ihtiyacı var. Bazen gerçekliğin zorlayıcı koşullarından uzaklaşmak, biraz eğlenmek, korkmak ya da hayatımıza biraz aksiyon katmak için sinemaya gideriz. Bazen de kendi gerçekliğimizle, varoluşumuzla yüzleşmek ve evrendeki yerimizi sorgulamak için sinemaya gideriz. 

 

Felsefi sorunları filmin kurgusu içinde tartışır

 

–       Tarkovsky sinemasında bahsetmiş olduğunuz sinema-felsefe ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Tarkovsky sinemasında felsefenin yeri nedir?

Aslında bu sorunun cevabını ilk sorunuzda vermiş sayılırım. Tarkovsky’i felsefeye bağlayan anahtar kelime “hakikat arayışı” denilebilir. Kendine özgü formlarda bu arayış hem felsefede hem de sanatta vardır. Bu noktada Deleuze’ e hak vermekteyim. Deleuze felsefe, sanat ve bilim arasında elbette farklar vardır ama sanıldığı kadar büyük ve derin farklılıklar olmadığını söyler. Düşüncenin farklı formları olarak görür. Tarkovsky açısından şöyle bir bölümleme yapılabilir diye düşünüyorum; Tarkovsky, öncelikle sanatın ve sinemanın özü ve amacı üzerine düşünürken felsefe yapmıştır çünkü bu düşünme biçimi felsefi düşünmenin bir örneği olarak kabul edilebilir. İkinci olarak eserlerindeki felsefi sorunlardan söz edilebilir. Filmlerinde ele almış olduğu felsefi problemleri filmin kurgusu içinde tartışır. Dolayısıyla filmleri imgesel düşünüş örnekleriyle doludur.

 

–       Bir söyleşinizde sinema ile felsefenin bağlandığı noktayı düşündürme işlevi olarak belirtiyorsunuz. Bu noktada sinemanın felsefe ile kurduğu ilişkiyi diğer sanatlardan ayırıcı yanı nedir? Düşündürme eylemi açısından sinemayı özel kılan…

Bu da güzel bir soru. Öncelikle Tarkovsky’nin de belirttiği gibi, bence de sanat insana manevi deneyimler kazandırarak, insanın varoluşunun anlamını aydınlatır ve ruhunu daha iyiye doğru dönüşmesini sağlar. Yani bütün sanat dalları için geçerli bir durumdur bu. Sanat insana, ruhunu yüceltmesi için bir olanak sunar. Her sanat dalı bunu kendi formu içerisinde gerçekleştirir. Sinema, diğer sanat dallarından farklı olarak bunu nasıl gerçekleştirmektedir? Sinemanın büyüsü denilen şey nedir? En kestirme biçimiyle söylemek gerekirse sinema bizim deneyim alanımızı genişletiyor. Tekdüze, birbirini tekrarlayan günlerden oluşan yaşamlarımızı düşünelim ya da tek bir ömre kaç yaşam sığdırabiliriz diye düşünelim. Sinema, bizim için başkalarının yaşantılarını  deneyimleme imkanı sunuyor. Tarkovsky’e dönecek olursak, modernliğin koşullarının bizi manevi yoksunluğa  ittiğini düşünmektedir. Deneyim alışverişi azalmış ve insanların birbirleri ile olan iletişimi azalmıştır. Daha da kötüsü onun çok sevdiğim bir ifadesi ile yaşam çizgimiz standartlaştırılmıştır. Tarkovsky’e göre, sinema insanların dünyayı sahiplenme ihtiyacıyla ilgilidir. İnsanlar yitirdikleri ya da henüz ulaşamadıkları zamanı yakalamak için sinemaya giderler. Yani yaşam deneyimleri arayışı içinde sinemaya giderler, çünkü “sinema, başka hiçbir sanat türünün başaramayacağı kadar kişinin deneyimini genişletir, zenginleştirir ve derinleştirir. Sinemanın esas gücü budur, yoksa “star”lar, bıkkınlık veren konular, günlük hayatı unutturan eğlenceler değildir. Tarkovsky’ye göre, sinemanın anlamı, insanı, sınırları olmayan bir mekâna oturtmak, hem yanından hem de uzağından geçen büyük insan kalabalığıyla onu kaynaştırmak, tüm dünyayla girdiği ilişkiyi göstermektir. Sinema yaşatarak bize gösterir. Hareketli imgelerin devinimiyle, bizim düşünsel ve duygusal devinimimiz senkronize olur.  Bu yüzden sinema, bizi hem kişisel olarak hem de toplumsal olarak etkileme ve dönüştürme gücüne sahiptir. İyi bir filmin sadece seyircisi olmazsınız, aynı zamanda onun bir parçası hatta tanığı da olursunuz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir