Bir Nurettin Topçu eleştirisi

Türk fikri hayatının önemli isimlerinden biri olan, düşünce dünyası ve yaşantısıyla kendisini bizzat tanıyan ya da bir vesileyle tanımış olan çok sayıda ismi etkileyen Nurettin Topçu’ya yönelik özellikle son yıllarda çok sayıda çalışma gerçekleştirildiği söylenebilir. Popüler bir çalışma konusu haline gelen Topçu’nun öne sürdüğü fikirler ve başlattığı tartışmalar çok yönlü düşünürlüğünün bir etkisi olarak farklı alanlardaki akademik çalışma ve eserlerde ele alınıyor.

Doktora tezini Sorbonne Üniversitesi’nde birincilikle bitiren Topçu hakkında genel olarak bakıldığında pek fazla olumsuz yoruma rastlanmamakla birlikte hakkında bazı sert eleştiriler de bulunuyor. Bunların belki de en ciddilerinden birisi olarak Hanyalı Konya Dergisi’nin 4-5-6 ve 7. sayılarında Fikret Demir’in kaleme aldığı ‘İsyan Ahlâkı Plus Aşk Ahlâkı = Hristiyan Ahlâkı ve/ve ya Christianization Of Islam’ başlıklı çalışma gösterilebilir.

Fikret Demir söz konusu bu yazısında Topçu’nun Fransızca olarak yazdığı ve Türkçe’ye İsyan Ahlâkı ismiyle çevrilen doktora tezinin cumhuriyetin ilanı ile birlikte İslâm’ın mirası olan tüm kazanımların yok edilmesinin ahlâki boyutu olduğunu iddia ediyor. İsyan Ahlâkı’na hem ontolojik hem de epistemolojik olarak Hristiyan ilahiyatının temel akideleri üzerinden ulaştığını belirtiyor.

Demir’in burada belirttiği akidelerin başında Topçu’nun önemli ölçüde etkilendiği isimlerden olan Maurice Blondel’in hareket felsefesi var. Blondel’in Hristiyanlık düşüncesinde önemli bir yeri olan varoluş kavramının yerine hareket kavramını koyduğunu işaret eden Demir, bu noktada varoluş felsefesi ve hareket felsefesi arasında bir benzerlik kuruyor. Blondel, hareketi kendi eliyle kendini ve başkalarını değiştirmek olarak tanımlıyor. Hareketin hakikat kazandığı yani vücut bulduğu takdirde ise insan hakikati olacağını ve tabiatüstü âleme ayak bastığında amacına ulaşacağını belirtiyor. Demir, Topçu’nun da benimsediği bu felsefedeki hareketin hakikat kazanarak insan hakikati olması denkleminin tanrının Hz. İsa’da bedenleşmesinin denklemi olduğunu ileri sürüyor.

Nurettin Topçu’nun tezini Hristiyan ilahiyatının temel akideleri üzerinden oluşturduğuna yönelik bir diğer vurgu ise düşüncesinde önemli bir yer ayırdığı irade kavramı. Topçu, irade kuvvetini mistiğin ulaşmak için her türlü çile egzersizini tatbik ettiği bir şey olarak tanımlıyor. Buna atıfta bulunan Demir, buradaki irade kavramının teslis düşüncesinde yer alan kutsal ruh olduğunu savunuyor.

Fikret Demir, Hristiyanlığın mistik tecrübeyi önemsiyor olmasını Topçu’nun tezini Hristiyan ilahiyatının temel akideleri üzerinden oluşturduğuna yönelik iddiasının bir diğer delili olarak sunuyor. Mistik tecrübe Topçu’nun üzerinde durduğu olguların başında yer alıyor. Demir’in düşüncesine göre Hristiyanlık mistik olana din konusunda söz söyleme hakkı tanıyor. Her mistik tanrı ile bir olabildiğine göre tanrı o mistiğin kendisinde zaten hazır oluyor. Böylelikle hakikatin kendisi haline geliyor ve tanrılaşmış bir mistik dini yeniden kurgulayabiliyor. Teslis inancında babanın sahip olduğu yaratıcılık, oğulun sahip olduğu kurtarıcılık ve kutsal ruhun sahip olduğu kutsayıcılık Demir’e göre farklı isimler altında Topçu’nun İsyan Ahlâkı tezinde yer alıyor.  Ve Topçu bu tezi ile Blondel ile aynı yol üzerinden ilerleyerek insanı tanrı yapmanın yolunu İslâm açısından açmaya çalışıyor.

Çalışmada dile getirilen eleştiriler bunlarla sınırlı değil. Demir’e göre Topçu namazı ilkel bir ibadet olarak görmekteydi. Tasavvufa yönelik ilgisinin altında Kuran-ı Kerim’in rehberliği ve Hz. Muhammed’in tecrübeleriyle tanrılaşma fikri bulunuyordu. İslâm’a dair tek kaynağı bir dönem Türkçe dersi verdiği Louis Massignon’du. Şahsiyetçiliği benimsemesinin sebebi Hz. İsa’yı tanrı olarak kabul etmesiydi. Hallac-ı Mansur’u Hz. İsa gibi çile çektiği için sevmekteydi.

Demir, İsyan Ahlâkı tezini Hz. İsa ile tanrılaşmanın bir eskizi olarak görüyor. Ona göre tezde savunulan düşünce Hristiyan mistisizmi. Bunun başlangıçta ortaya çıkması bugün bir Nurettin Topçu olmaması anlamını taşıyacağı için Topçu tezin tercümesinin kendisi hayattayken yayınlanmasını istemiyordu. Tezin tercümesinde Allah lafzının kasıtlı olarak kullanıldığını belirten Demir; bu lafzın kullanıldığı yerlere kutsal ruh, baba ve oğul figürlerinin hangi noktalarda konulacağı bulunursa Hristiyan teslisinin ortaya çıkacağını söylüyor. FETÖ terör örgütü lideri Fetullah Gülen’in yayın organlarından birisine Aksiyon Dergisi ismini vermesinin nedeni de Demir’e göre Topçu’nun Hareket Dergisi ve hareket felsefesini oluşturduğunu söylediği Hristiyan ilahiyatının akideleri.

Genel olarak baktığımızda Demir’in tezi karşılaştırmalı bir şekilde inceleyerek kurduğu bağlantıların ve iddialarının kafalarda soru işaretleri bırakacak nitelikte olduğu söylenebilir. Dünyanın önde gelen üniversitelerinden birisinde bir Türk tarafından yazılan doktora tezinin birinci olarak seçilmesinin altında bir bit yeniği olduğu düşüncesinin de Demir’in iddialarına zemin hazırladığı düşünülebilir.

Batı’da uzun yıllar yaşayan Nurettin Topçu’yu Batı hayranı bir düşünür olarak tarif etmek zordur. Aksine eğitim hayatının hemen ardından yurda dönen, Anadolu üzerine detaylı incelemelerde bulunan ve birçok bölgede hizmet veren bir öğretmen ve eylemsiz doçenttir. Ancak Batı ve Anadolu üzerine eleştirilerini tarafsız bir şekilde yapmaktadır. Mustafa Kara, Topçu’nun küçüklüğünde dahi tasavvufa önem verdiğini ve bazı akşamlar tekke ziyaretleri gerçekleştirdiğini ifade ediyor. İntisap ettiği Abdülaziz Bekkine ise Nakşibendi Tarikatı’nın Halidiyye kolunda önde gelen şeyhlerden. Bekkine’nin ardından gelen silsilede ise Mehmet Zahit Kotku ve Mahmut Esad Coşan yer alıyor.

Bunların yanı sıra Nurettin Topçu semavi dinlere karşı derin bir saygı besliyor. Onun açısından özellikle peygamberlerin ortaya çıktığı dönemler toplumların ahlâki açıdan büyük sıçramalar gerçekleştirdiği parlak dönemler. Müslümanlık öncesi gelen son din Hristiyanlık, son peygamber ise Hz. İsa. Bu süreçte büyük ruh sahibi insan davasını Hristiyanlık yayıyor. Müslümanlık ve Hz. Muhammed ise bu davayı yücelterek insanı tüm âlemden daha değerli hale getiriyor.

İslâm coğrafyasındaki ataleti, ahlâki ve ruhsal çöküşü gözlemleyen Topçu’nun tasavvufu referans alarak aksiyoner ve dinamik bir İslâm yorumu getirdiği ifade edilebilir. Topçu, harekete dönüşmeyen düşünceyi anlamsız buluyor. Bu nedenle Blondel’in ruhi bir aktiviteyi temsil eden hareket felsefesini tasavvufi bir anlayışla yoğurarak özellikle Anadolu insanına bir yol göstermeye çalışıyor.

Bu çerçevede Topçu’nun hareketi fitili ateşleyen bir güç olarak benimseyerek, asıl hedefin sonsuzluk yani ahiret olduğu şuuruna sahip; ahlâk, mimari, felsefe, ekonomi, sanat ve eğitim alanında bu şuurla inşa edilmiş bir toplumsal düzenin temellerini oluşturmak olduğu söylenebilir. Türk milliyetçiliğin esaslarını sıraladığı çalışmasında da bu görülmektedir. Bu esaslar arasında milletin dinini Türk-İslâm medeniyetine istikamet çizen ve kaynak olan, Türk milletinin ahlâkını, örflerini ve yüreğini yoğuran İslâm dini olarak ifade etmektedir.

Diğer eleştirilere bakacak olursak Topçu ile bizzat yakın ilişkileri bulunan Sadettin Ökten, Topçu’nun namazlarını düzenli ve gösterişten uzak bir şekilde kıldığını belirtmektedir. Tasavvuftan ve içsel yolculuğa çıkmaktan manevi bir haz aldığı eserlerinde ve kendisini yakından tanıyan isimlerin hatıralarında bizzat görülmektedir. İslâm’a dair kaynakları arasında Louis Massignon’un yanı sıra ailesi, yakın çevresi, rol model aldığı birçok isim ve en önemlisi şeyhi Abdülaziz Bekkine bulunmaktadır. Çile çekmenin ruhsal yönelişe yoğun bir ivme kazandırdığına yönelik düşüncesi, belki de bu yöndeki tecrübesi nedeniyle Hallac-ı Mansur’a ayrı bir muhabbet beslediği söylenebilir.

Fikret Demir, Topçu’nun hayattayken Hz. İsa ile tanrılaşmanın eskizi olduğunu söylediği İsyan Ahlâkı tezinin Türkçesinin yayınlanmasına ileride bir Nurettin Topçu olmaması endişesiyle izin vermediğini ifade ediyor. Ancak daha sonra Topçu’nun Hareket Dergisi’nde İsyan Ahlâkı başlığıyla tez özetini yayınladığını belirterek eleştirilerini bunun üzerinden sürdürüyor. Bu da esasında Topçu’nun bu yönde bir endişesi olmadığına yönelik bir detay olarak vurgulanabilir. Bir diğer dikkat çekici nokta ise Fikret Demir’in somut gerçeklerden yola çıkarak eleştirilerini temellendirdiğini söylemenin zor olmasıdır. Daha ziyade yorumlamaya dayalı bir şekilde Topçu düşüncesine kökensel bir temel icat etmeye çalıştığı düşünülebilir. Bunun yanında Nurettin Topçu’nun ölümünden sonra hakkında bu kadar bilimsel çalışma kaleme alınan ve eserleri irdelenen bir isim olacağını ne kadar tahayyül ettiği de tartışılabilir.

Son olarak ‘Çalgıcılar Yine Toplandı’ başlıklı yazısıyla Kemalizm’e karşı keskin eleştiriler yönelten ve belki de bu nedenle öğretmenlik kariyeri boyunca sürgünlerle karşılaşan; doçent olmasına rağmen asla üniversitede akademisyenlik yapmasına izin verilmeyen bir ismin yeni kurulan cumhuriyete hizmet ederek İslâm bakiyesi olan müesseselerin ilga edilişinin ahlâki boyutunu kurguladığını söylemek zor olsa gerekir. 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir