Muhbir ve Ali Suavi

1838 yılında dünyaya gelen, daha çok Yeni Osmanlılar Cemiyeti içerisinde Namık Kemal ve Ziya Paşa ile yürüttüğü muhalif faaliyetler ve Sultan II. Abdülhamit’e düzenlemeye çalıştığı suikast girişimi ile tanınan Ali Suavi’nin hayatına göz attığımızda dönemin konjonktürünün dışında sıra dışı eylemlere imza attığını söylemek mümkün. Bu nedenden dolayı olmalı ki kendisi sabit bir işte tutunamadığı gibi, sabit bir şehirde de tutunamamış. Hem Osmanlı içinde, hem de Avrupa’da çok farklı şehirlerde hayatını sürdürmüştür.

Suavi’nin hayatı ile ilgili bilgi edinmeye çalıştığımızda karşımıza birinci elden bilgi kaynağı olarak Ulûm gazetesinin 13. sayısından itibaren yayımlanmaya başlanan ve Suavi’nin kendi hayatını kaleme aldığı ‘Yeni Osmanlılar Tarihi’ isimli yazı dizisi çıkıyor.

Hayatı boyunca yoklama kalemliği, medrese hocalığı, başöğretmenlik, vaizlik, mahkeme reisliği, yazı işleri müdürlüğü, gazetecilik ve okul müdürlüğü gibi çeşitli görevlerde bulunan Suavi, bu görevlerin çoğundan uzaklaştırılmıştır. Suavi bunun nedeni olarak haksızlık karşısında susamıyor oluşunu gösterirken, bunun babası Hüseyin Ağa’dan kendisine geçen en büyük karakteristik özellik olduğunu belirtiyor. Hep kendisiyle anılacak ‘Suavi’ takma adını ise Filibe’de öğretmenlik yaptığı sıralarda aldığını, bunun Arapça’da gece yolculuğuna ve uykusuzluğa karşı dayanıklı kişi anlamına geldiğini ve bu takma ismin kendisini tam olarak yansıttığını söylüyor.

Farklı zamanlarda İstanbul ve Londra’da olmak üzere iki farklı yerde yayınlanan Muhbir, Ali Suavi’nin gazetecilik hayatına ilk adım attığı, bir dönem Yeni Osmanlıların resmi yayın organlığını da yapmış bir gazetedir. Şehzade Cami’nde derslerini sürdürdüğü sıralarda Filip adında Ermeni bir adam tanıdığı bir kişi vasıtasıyla Suavi’ye çıkaracağı bir gazetede yazı yazmasını öneriyor, Suavi teklifi kabul ediyor ve imtiyaz sahibi Filip Efendi, başyazarı ise Ali Suavi olan Muhbir gazetesi 1866 yılında yayınlanmaya başlanıyor.

Muhbir’in İstanbul’da yayınlandığı dönemlerdeki içeriğinin büyük bir kısmının eğitim konusuna ayrıldığı söylenebilir. İlkokullardan medreselere kadar eğitim problemleri, müfredat, metot ve fen derslerinin ihmal edilmesi gibi konular “maarif” başlığı altında genişçe ele alınırken, dil meselesi, dilde sadelik, fikir hürriyeti ve kalkınma için ilmin önemi gibi konuların irdelenmeye çalışıldığı görülüyor.

Muhbir’in adeta beyni olan Suavi’nin, gazeteyi halka ihtilal fikirlerini aşılayan bir araç olarak kullandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu yönden baktığımızda Muhbir, inkılâp fikirlerini yayan ilk gazete olarak gösterilebilir. Suavi, hükümeti tenkit yazılarında, “40 milyonluk nüfusun kaderi vükela namına sahip birkaç kişinin elinde bulunmaktansa, milletin kararıyla oluşmuş 500-600 kişilik bir meclisin elinde olması daha doğrudur” şeklindeki meşrutiyet yanlısı görüşleri de dile getirmiştir. Muhbir gazetesi, Suavi’nin kaleme aldığı Belgrad Kalesi ile ilgili yazının ardından hükümet tarafından bir ay süreyle yasaklanırken, Ali Suavi ise tutuklanarak Kastamonu’ya sürgün edilmiştir.

Kastamonu’dayken Sultan Abdülaziz tarafından sürgün edilen ve Paris’te bulunan Mısır Valisi İsmail Paşa’nın kardeşi Mustafa Fazıl Paşa’dan aldığı davet üzerine yeni bir maceraya atılan Suavi, paşanın gayretiyle Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ne dahil olmuştur. Suavi ve arkadaşları Sultan Abdülaziz’in Fransa’yı ziyareti sebebiyle Paris’ten Londra’ya geçmiş, Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin yayın organı olan Muhbir, 31 Ağustos 1867’de yayın hayatına başlayarak Avrupa’da yayınlanan ilk Türk gazetesi olma özelliğini kazanmıştır. Muhbir her ne kadar Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin yayın organı olarak görülse de, kontrolü esasen Ali Suavi’nin ellerindeydi. Muhbir’in ilk sayısının ilk cümlesi şöyledir, “Muhbir doğruyu söylemenin yasak olmadığı bir memleket bulur ve yine ortaya çıkar”.

Suavi’nin, gazetenin 14. Sayısından itibaren “Niçuncu Mektubu” başlığı altında bir yazı dizisi geliştirerek, bu yazı dizisinde halkın devletin yanlışlıklarına seyirci kalmamasını, kendi hakları ile ülke menfaatlerine sahip çıkmaları gerektiğini ve zalim olan idarecilere karşı halkın isyan etmesi gerektiğini üzerine basa basa vurguladığı görülüyor.

İdarenin baskılarına karşı birikmiş olan muhalefetin önderi görülerek Yeni Osmanlıların reisi seçilen Mustafa Fazıl Paşa’nın, Paris sergisi vesilesiyle gittiği İngiltere seyahatinin ardından padişah tarafından affını sağlayıp Viyana’ya gitmesinin ve padişaha Peşte’ye kadar refakat etmesinin Yeni Osmanlıları epey sarstığını tahmin etmek zor değil. Bu duruma ilk tepki gösteren Suavi, Muhbir’de hemen Mustafa Fazıl Paşa aleyhinde yayınlar yaparken, Namık Kemal ise bunun üzerine Muhbir gazetesi ve Suavi ile arasına mesafe koymuştur.

1867 yılının Eylül ayında İstanbul’a dönen Fazıl Paşa ile Yeni Osmanlıların küskünlükleri kısa sürerken, Suavi’nin Paşa aleyhine yazdığı yazıların amacını kabul etme anlamına gelecek bir görüntü ise sergilemediler. Muhbir, Yeni Osmanlılar damgasıyla yayınlanan bir gazeteydi ve barışmanın ardından bu gazetede Paşa aleyhine muhalefet yapılması tabii ki kabul edilemezdi. Bu nedenle Namık Kemal ve Ziya Paşa Suavi’ye yolladıkları bir mektupla Yeni Osmanlılar ambleminin gazeteye basılmaması ricasında bulundular. Nüshalar kontrol edildiğinde Suavi’nin ricayı kırmadığı ve amblemi 38. sayıdan itibaren gazeteden kaldırdığı anlaşılıyor. Birçok ilkin gazetesi olan Muhbir’in yayın hayatı, matbaada çalışan bir Rum’un matbaa aletlerini çalıp satması üzerine 50. sayının yayınlanmasının ardından 3 Kasım 1868’de trajik bir şekilde sona eriyor.

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

  1. Çelik, Hüseyin (1993), Ali Suavî, 1.Baskı, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.
  2. Demir, Kenan (2014), “Osmanlı’da Basının Doğuşu ve Gazeteler”, Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 5, ss. 57-88.
  3. Dikme, Hüseyin (2012), “Tanzimat Sonrası Türk Gazeteciliğinde ‘Halk’ Kelimesinin Kullanımı ve Halka Yönelik Faaliyetler”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt 5, Sayı 20, ss. 31-40.
  4. Doğan, İsmail (1991), Tanzimatın İki Ucu: Münif Paşa ve Ali Suavi, İz Yayıncılık, İstanbul.
  5. İnan, Kayhan (2012), “Radikal Ama Temkinli Bir Yenilikçi: Ali Suavi’nin Dil Üzerine Görüşleri”, Gazi Üniversitesi Türkçe Araştırmaları Akademik Öğrenci Dergisi, Yıl 2, Sayı 2, ss. 32-49.
  6. Kuntay, Midhat Cemal (1946), Sarıklı İhtilalci Ali Suavi, Ahmet Halit Kitabevi, İstanbul.
  7. Uğurlu, Seyit Battal (2010), “Eklektik Bir Tanzimat Aydını: Ali Suavî Efendi (1838-1878)”, History Studies, Cilt 2, Sayı 2, ss. 207-221.
  8. Ulusoy Nalcıoğlu, Belkıs (2005), “Tanzimat Dönemi Türk Gazeteciliği ve Türk Basınının İlkleri”, Manas Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 7, Sayı 14, ss. 253-267.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir