Derrida: İnsanın Cevabı

Hiçbir zaman insan ve hayvan diye adlandırdığımız şeyler arasındaki farkı hafife alma yanlısı olmadım. İnsan ve hayvan arasında kabul görmüş benzerlik ve farklılıkları, hep daha büyük bir farklılaşma düşüncesini öne sürebilmek için sorunsallaştırdım. Bir köpeğin tıpkı Heidegger gibi bir filozof olduğunu iddia edecek kadar aptal değilim tabi ki. Bilakis hem insanlar hem de insanlar ve hayvanlar arasında çokça fark olduğunun farkındayım. Okumaya devam et “Derrida: İnsanın Cevabı”

Sadeddin Teftazani’ye Göre Zihni Varlık Kavramı

Teftazani varlığı; ayni, zihni, lafzi ve hatti olmak üzere dört şekilde ele alır. Ayni olan birincisi asıl olarak değerlendirilir. Zihni olan ikincisi ise ona göre asıl değildir ve cisim için gölge gibidir. Mevcut ise onunla şeyin (eşyanın) sureti olur. Lafzi ve hatti olan son ikisi ise mecazidir. Bunlar mevcut, eşyanın ismi ve isminin sureti olur. Her biri kendinden öncekine delalet eder. Ancak birincisi aklidir ve bu hususta ihtilaf edilmez. Diğer ikisi ise vaz’idir. Okumaya devam et “Sadeddin Teftazani’ye Göre Zihni Varlık Kavramı”

Büyük Devletlerin Özgürlüğü

Kürdistan referandumu sebebiyle tekrar gündeme gelen ulusların kendi kaderini tayin hakkı 20. yüzyılın başında kitabi çerçevede bir hak olarak ortaya kondu ve bugünlere geldi. Peşpeşe hem liberalizm hem sosyalizm birbirinden geri kalmamacasına ilkenin önünü açtı. Amerikan liberalizminde ve Sovyet sosyalizminde o günkü liderlerin eliyle bir siyasal hak ve kart olarak şekillendi: Wilson ve Lenin. İki büyük ideolojinin aralarındaki rekabette geri kalmamak istememesi böyle bir tablo ortaya çıkardı. Genel bir idealden ziyade somut kazanç idealinin öne çıktığı bir reel-politik gibiydi. Çünkü pratik böyle işlemişti. Okumaya devam et “Büyük Devletlerin Özgürlüğü”

Hollywood Etkisi

Birçok entelektüele göre sinema filmleri ya da televizyon dizileri, insanları eğlendirmekte ya da onlarda hoş vakit geçirdiği duygusunu yaratmaktadır. İletişim alanındaki çalışımlarıyla bilinen Noelle Neumann, izleyicilerin medyadan gidermeye çalıştıkları karmaşık bir gereksinimler dizgesine sahip olduklarını söyler. Okumaya devam et “Hollywood Etkisi”

Dışarının Bükülmesi

Michel Foucault, yaşamının sonlarına doğru “ethos” kavramına yoğunlaşmıştır. Foucault’nun “ethos”u doğrudan “kendilik kaygısı” ile ilintiliydi. Foucault “kendilik kaygısı” derken kişinin “olma ve davranma biçiminden”[1] bahsetmektedir. Ethos ya da kendilik kaygısı etrafında şekillenen bu düşünüş Gilles Deleuze’ün okumasıyla daha başka ve anlaşılır bir hal alıyor. Okumaya devam et “Dışarının Bükülmesi”

Adam Kirsch – Eichmann Bosna’da

Hırvat romancı Slavenka Drakulić 1999’da eski Yugoslavya’da işlenen savaş suçlarına ilişkin davaları izlemek için Den Haag’ı ziyaret etmişti. Sanıklar arasından Goran Jelisić, bilhassa “güvenilebilecek bir adam” görüntüsüyle dikkatini çekmişti. “Temiz yüzü, cıvıl cıvıl gözleri ve kocaman gülümsemesiyle” Goran Jelisić’i, kızının arkadaşlarından birine benzetmişti. Den Haag’daki tanıkların ekseriyeti Goran Jelisić’e dair benzer izlenimlere sahipti. Okumaya devam et “Adam Kirsch – Eichmann Bosna’da”

“Çerçeveyi kaldırmayı denemeliyiz”

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Gemuhluoğlu, Türkiye’de sanatın güncel durumunun  ‘ideoloji’ dışında birleştirici bir kavram etrafında toplanamadığını düşünüyor. Felsefenin sadece sinemaya değil sanatın tamamına ve hatta dini alanlara da ‘ilgisizleştiğini’ söyleyen Gemuhluoğlu, bu ilişkinin zayıflamasına rağmen çağdaş filozoflar eliyle devam ettiğini de belirtiyor…  Okumaya devam et ““Çerçeveyi kaldırmayı denemeliyiz””