Tedrici Etkileşim

Medeniyeti tek bir coğrafyanın çıktısı, sahibi veya tek belirleyicisi olarak görmek söz konusu coğrafyayı zirve yaptığı noktadan yavaş veya hızlı bir süratte geri bırakmaya mahkûm kılmak olacaktır. Çünkü medeniyet dediğimiz bu çok katmanlı yapı ne tek bir milletin malı, ne de onun tek bir belirleyicisi olmuştur. Zaman ve mekân ona farklı iklimlerde etki etmiştir ve farklı renklerden eklemiştir. Nihayet insanlığın ortak mirası olmuştur.

Medeniyet ile modernite arasındaki ilişki aydınlanma sonrası Batı düşüncesinde ve giderek batılı olmayan toplumlarda yeni anlamlar kazanmalarına yol açmış ve “medeni olmak” ile “modern olmak” eş anlamlı hale gelmiştir. Buna göre gelişmişlik hali olarak medeniyete ulaşmanın yolu modernleşmeden geçmektedir. Bu çerçevede ortaya çıkan temel sorunumuz medeniyetlerin tek tipleşmesi sorunudur. Yani çok katmanlı ve farklı türde medeniyetlerin modernleşme olgusu kapsamında tek bir biçim (ya da tek bir medeniyet) halini alması ve diğerlerinin ortadan kalkması meselesidir. Ayrıca bu durum Batı’nın kurucu paradigması olan modernitenin sorgulanası meselesini de beraberinde getirmiştir.

1930’lu yıllarda yirmi altı medeniyetten Mısır, And, Çin, Minoa, Sümer, Maya, Hint, Hitit, Suriye, Helen, Babil, Meksika, Arap, Yukatan, Sparta ve Osmanlı medeniyetlerini kapsayan on altısının ölmüş olduğunu ifade eden Arnold Toynbee, geriye kalan ve yaşayan Hristiyan Yakındoğu, İslam, Hıristiyan Rus, Hindu, Uzakdoğu Çin, Japon, Polinezya, Eskimo ve Göçebe medeniyetlerinin ise, Batı medeniyetinin tesiri altında imha ya da asimile edilme tehdidi altında can çekiştiği sonucuna varmıştır. Bu sonuç ne kadar tartışmalı olsa da bu sınıflama ve tespit bir taraftan Batı Medeniyetinin belli bir hâkimiyetini, diğer taraftan da yok edici tekelci özelliğini vurguluyordu.

Her ne kadar belli dönem ve coğrafyalarda medeniyete ivme katacak unsurların son bulduğu bu sebeple ilerlemenin durduğu, gelişimin nihayete erdiği ifade edilmiş olsa da “medeniyet” tüm bu şahitlerin yanıldıklarına tanıklık etmiştir. Çünkü medeniyet muayyen bir uyuma ve birliğe ulaşmış fikir ve güçlerin amalgamıdır ve insanlık büyük tabii felaketlere uğrayıp, herşeyi sil baştan yapmak zorunda kalmazsa sürekli ileriye gider. Bu sebeple de medeniyet fikri insan kaynağını biçimlendirmektedir.

Bu çerçevede insanı etkileyen bu durum toplumu, şehirleri, devletleri ve uluslararası düzeni de tedricen etkilemektedir. Böylece sağlam ve derin kökleri olan, güçlü bir varlık tasavvuru ve dünyada bir var-olma (merkez) noktası bulunan, diğer taraftan geniş bir perspektif ile dünyaya bakan, yeni imkânlara kapı aralayan bir özne olmak mümkündür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir