Chantal Mouffe’u Okurken

Soğuk savaş sonrasında yüzünü tüm şiddetiyle gösteren tek kutuplu dünya ve onun hiper-iktidarıyla karşı karşıyayız. Sadece siyasal bir model olarak kendini sunmasıyla değil üstelik. Hayatımızın her alanında bu hiper-iktidarı hissetmek mümkün. Tam da bu noktada Chantal Mouffe bizlere bir çıkış yolunu işaret etme telaşında: ‘Çok Kutuplu Demokrasi’ fikri bile, uzun süredir biz edilgen olanları heyecanlandırmaya çalışıyor. Post-modern teoriler de ilk başlarda bizlerde aynı etkiyi uyandırmıştı. Post-modern teorilerin sosyolojisine baktığımızda; onun ABD ve Avrupa’dan ziyade edilgen olan “üçüncü dünyada” tutulduğu, bir ümit olarak algılandığı görülebilir. Bununla söylemek istediğimiz şey; Mouffe’un siyasal teorilerinin tıpkı post-modern teoriler gibi aldatıcı ve oyalayıcı olduğu değil. Edilgen olan “üçüncü dünyaya” gerçekten bir alan açmasının mümkün olup olmadığının sorgulanmasıyla ilgili olduğudur.

Mouffe öncelikle bugün herkesçe kabul edilen ve ulaşılmaya çalışılan siyasal paradigmayı dağıtmayla ufkumuzu açmak ister. Ezberleri bozmaya yöneldiği yer, öylesine kolayca geçiştirilecek bir yer değil. Bugün Demokrasi adı altında kendini saklayan düşünceleri ve akımları ciddi şekilde hesaba çekiyor: Liberal rasyonalizm, Liberal Demokrasi, Post-politik teoriler, Kozmopolitizm (çeşitleri) …vb bunlardan bazılarını oluşturur.

Bütün siyaseti ve siyasal olanı çıkarlar üzerinden kurgulayan, “hegemonyanın ötesinde” kurulabilen, evrensel bir mütabakata bağlayabilen bir siyaset hepimize dayatılıyor. Böylesine hakim paradigma Mouffe’a göre; siyasalın doğasını anlayamayan, toplumsal yapıyı da insanı da dışlayan, hegemonya ötesinde olduğunu iddia ettiği halde tek taraflı yeni hegemonya kuran, yeni Antagonizmalar (keskin çatışmalar, kararlar, düşman üzerinden kamplaşmalar) üreten, yani çatışmaları kaldırdığını söylediği halde daha büyük çatışma alanları getiren, yanıltıcı, korkunç siyaset model(ler)idir.

Günümüzde uzlaşmanın merkezi rol oynadığı, insanların yeterli şekilde bilgilendirilmesi ve eğitilmesiyle, iletişimsel bağ kurmasıyla kısacası evrenselleştirilmiş rasyonellikle bütün anlaşmazlıklar çatışmaya ve düşman kimliğine bürünmeden müzakere sonucunda halledilebilir olduğunu söyleyen yerleşik tez, Mouffe’un öncelikle “siyasal” itirazıyla karşılaşır. Siyasal olan şey, insanın toplum ve siyaset konumunu belirleyen Biz/Onlar ayrımına bağlanan, toplumsal yaşamın çatışmalı boyutunun kaldırılmaz olduğunu söyleyen ontolojik düzeydir. Mouffe’un siyasalı temellendirdiği eksen, büyük siyaset filozofu Carl Schmitt’in “siyasal kavramı”dır. Schmitt, siyasalı siyasal yapan şeyin Antagonizma olduğunu yani dost/düşman arasındaki ayrım olduğunu söylemişti. Nasıl ki; doğru ve yanlış bilginin, iyi ve kötü ahlakın, güzel ve çirkin estetiğin kategorisi ise dost ve düşman da siyasal olanın kategorisidir, demişti. Lakin Mouffe “Schmittle Schmitte karşı” düşünmeyi önerir. Onun siyasalı kurduğu yer, “düşman” değil “Hasım”dır. Siyasal rakip düşman olarak görüldüğü ölçüde yok edilmesi gereken bir varlığa döner. Bu da ona göre birçok tehlikeliyi beraberinde getirir. Yani konumlama; düşmanlar arası ilişkiden hasımlar arası ilişkiye yerleştirilir. Antagonizm yerini Agonizme bırakır. Agonizm, çatışmanın rasyonel bir çözümü olmadığını kabul eden, karşılıklı olarak muhaliflerin birbirlerini tanıdıkları Biz/Onlar ilişkisidir. Agonistik yaklaşımda hegemonyanın ötesine geçmek yoktur onu yeniden çoğulluk içinde tanımlama vardır.

Mouffe, siyaseti siyasaldan ayırır. Burada Martin Heidegger’in ontik/ontolojik ayrımını kullanır: siyaset, ontiktir (varlıksaldır) yani kurum ve kuruluşuyla alakalıdır ve o ampiriktir. Oysa siyasal ontolojiktir (varoluşsaldır) yani toplumun kuruluşuyla alakalıdır ve o felsefidir. Mouffe, siyasal olan üzerinden ilerler. Günümüz siyaset anlayışında insani hasletler ve onun kimliğini kuran şeyler dışarıda bırakılmıştır: Mesela, “Tutku”, “Zevk” bunlardandır. Bunlar kolektif özdeşim kökeninde bulunur. Mouffe, demokrasiden nihai olarak vazgeçmez. Onun Agonistik düzeyde Radikalleşmesinden bahseder: Radikal Demokrasi ise, varolan iktidar yapılarının dönüştürülmesini ve yeni hegemonyanın kurulmasını gerektirir. Mouffe, Batı’nın “Birey”, “Özgürlük”, “İnsan Hakları” gibi kavramlarını da yerden yere vurur. Bu ve benzeri kavramların çoğulluk içinde başka şekillerde anlaşılabileceğini belirtir. Çok kutuplu bir dünyada demokrasinin Batı’nın dayatmasını kırabileceği söylenir.

Mouffe’un siyasal teorilerini burada tek yazıyla anlatmak zor görünüyor. Ayrıca onun teorilerine itiraz noktalarımızı söyleyemedik. Lakin genel olarak şu tehlike kaçınılmaz olarak karşımızda durduğunu da görmek gerek: Devletin güvenlik politikaları siyasetin değil siyasalın tek kapısı yapıldığı bir zamanda, bütün çözümlerin bunun üzerinden çözülebileceğine olan inanç bu denli kuvvetli iken, nasıl olur da gerek Schmitt’in “Antagonizmi” gerekse Mouffe’un “Agonizmi” katliamlar için yeterli bir gerekçe olmaktan-sayılmaktan kurtulabilir?