Zihnin Haritaları: Seninki Kaç Ölçek?

Gözlük nedir? Görme duyusuna ilişkin yapısal ya da çevresel faktörlere dayalı sorunları azaltma işlevine sahip araçtır. Gözlük gündelik dilde “numaralı” ya da “güneş” gözlüğü olarak ayrıştırılabilir. Gerçi her iki işleve sahip olanlar da vardır.

Ulu bilge Google’ın da bilmem kaçıncı sürümünü ürettiği ancak rivayetlere göre etik sorunlar nedeniyle piyasaya tam gaz süremediği bir gözlük projesi var. Bu gözlük görme duyusuna ilişkin bir sorunu düzeltmekten çok, görme duyusunu topyekûn bir deneyimler âleminin anahtarı kılma niyeti taşımakta. Kaş hizasına takılan bu gözlük, hava ve yol durumu gibi yerel çevrenin güncel bilgilerinin yanında, bilgisayar ya da telefonun kullanıcısına sunduğu neredeyse her türlü deneyimi sağlıyor. Önceleri klavye ve fare kullanan kullanıcılar, dokunmatik ekranlarla parmak dönemine geçiş yapmışlardı ancak bu yeni teknoloji elleri serbest bırakarak, yaşamın birçok deneyimini gözler önüne sermeyi amaçlıyor. Görüntü kültürünün bu gelişkin oyuncağı oyunun kurallarını yeniden yazmakta…

Varlığın temel kategorileri olan zaman ve mekânın günümüz modern dünyasında dönüşen bildik tanımları, diğer kavramlar da yerlerinden etmekte. Sadece kavramlar mı! Hepsi birbirinin içine girmiş durumda: Kurumlar, sınırlar, tanımlar, kavramlar bilindik, geleneksel anlamlarını, çerçevelerini terk ettikleri için geriye kalan devasa bir belirsizlik evreni oldu. Durumun müsebbibi kuşkusuz tüm küreyi kendi oyun alanına dönüştürmüş olan kapitalizmdir. Bu sistem her şeyi tek bir soruya, “Kaça?” indirgeyen bir tinsel yaşamı dikte eder (Georg Simmel) ve oyunun en temel kuralı zamanı kazanmak ve biriktirmektir. Eskiden birikim üretimle yaratılırken, artık tüketimin sonucu olarak anlaşılabilir. Yani ister üretilsin ister tüketilsin; kapitalizm, amentüsü zaman olan bir sistemdir. Üretilen, dolaşıma giren ve tüketilen her şeyin ikamesidir zaman. Dolayısıyla sermaye dediğimiz şey de bu döngüde biriktirilen zamandır aslında ve çerçeve kârdır.

Şimdi tüm bunların gözlükle ne ilgisi var? Gözlükten görülen çevre ancak bir mekânda var olabilir. Hatta gözlük bir çerçeveye sahip oluşuyla mekânı tanımlayan kadraj olarak da düşünülebilir. Dolayısıyla zamanın temel değer olduğu bu sistemde mekânın başına gelenleri atlamamak gerek. XVI. yüzyılda boylamların denizcilikte yaygın biçimde kullanılmaya başlanmasıyla mekânın da zamansallaşma süreci başlamış oldu. Artı değerin devasa birikimini sağlayan bu süreç özellikle sanayi devrimi döneminde başlayan ve bugün baş döndürücü hızla gelişen iletişim ve ulaşım teknolojilerindeki gelişmelerdi. Yani mekana tam olarak ne oldu? Sermayenin dolaşım hızını engelleyen özgün niteliği yok edilirken, özellikle uydu teknolojilerinin sağladığı veri ve hızla her bir noktası tarihte görülmemiş genişlikte ve detayla kodlandı. Artık dağda gezen karıncanın yeri bile anında belirlenebiliyor ve bunun yanı sıra bu gözetleme biçimi navigasyon program ve araçlarıyla hizmet olarak gözetlenenlere de satılıyor.

Mekân da bir tasarım nesnesi olarak sermayenin döngüsüne katıldı. Nüfus artış oranı ve insanoğlunun ezeli niteliği olan yayılmacı ruhu göz önüne alınırsa dünyanın bir tahayyül ya da coğrafik bir tanım olan istila ile uyumlu bir “mekân”a dönüştüğünü iddia etmek de sanırım pek sorun çıkarmaz. Yalnızca kentleri değil, kırı; yalnızca merkezi değil, çevreyi kodlayan haritalar, planlar ise mekândan çok, zamana hizmet etmekte; dolaşımın önündeki engelleri kaldırarak akışı güçlendirmekte. Bu nedenle metaforik olarak, dünyanın üzerideki zamana referans veren hayali dikey çizgiler olan boylamlarla bir çeşit parmaklıklar ardında tutulduğu da söylenebilir. Mekân bir tasarım olarak denetimin de beşiğidir çünkü mekânı planlama, haritalandırma (mapping) bir eylem olarak denetimin üretildiği süreçtir. Bu nedenle haritalandırma eylemini yalnızca dünyanın tamamının ya da bir parçasının ölçekli temsili olarak düşünmek bugün büyük hatadır. Haritalar da her temsil biçimi gibi zamanın ruhunu yeniden üretir. Kapitalizm öncesinde harita mekânın tasvirine ilişkinken; kapitalizmin kendini göstermeye başlamasıyla birlikte mekân niteliklerinden soyutlanarak, zamana dair oluşuyla temsili de tektipleştirmiştir. Harita bir yerden diğerine en kısa sürede ulaşmanın aracına dönüşmüştür.

Zihniyet hem sosyal hem de bireysel bir süreçtir. Bu nedenle her süreç gibi, bir mekâna ya da nesneye işaret ederken, onu da üretenler ve denetleyenlerden söz etmelidir (Besim Dellaloğlu). Zihin, zihniyet tarafından belirlenen soyut bir mekândır ve zihniyet kendisini bu mekânda sürekli yeniden üretir. Aile ile başlayan bu yeniden üretim süreci, özellikle eğitim ve iş hayatı boyunca yoğunlaşarak devam eder. Yeniden üretimin sürekliliği bakımından medyanın rolü birincildir. Zihnin imgelem biçimini haritalandıran medyadaki görüntüler, denetimin sürekliliğini sağlayan haritalandırma işlevini yüklenmiştir. Önceleri gizlense de bugün haritalandırma sürecinin kendisi de görüntüye dönüşmüştür. Reklâmlardan sinemaya zihnin haritalandırılma süreci bugün aleniyetle izleyiciye karakterlerin zihinsel süreçleri üzerinden sunulur. Örneğin bir polisiye dizisinde esas oğlan bir davayı kovalarken şehrin içinde kat etmeyi planladığı yol, zihnindeki düşüncenin adeta bir navigasyon cihazından aktarılması gibi izleyiciye gösterilir. Artık izleyicinin “Acaba ne olacak?” diye düşünmesine dahi gerek yoktur, süreci “izlemesi” yeterlidir. Dolayısıyla zihni haritalandırılan yalnızca esas oğlan değil, aynı zamanda izleyicidir de. Karakterin düşünme biçimi ve süreci küçük baloncuklar içinde izleyiciye gösterilirken, aslında gösterilen “düşüncenin akması gereken biçimi”dir. Artık karakterin ne düşündüğünü düşünmeye, senaryoyu görsel ya da sözel dille düşünceyi aktarmak üzere kurgulamaya gerek yoktur. Aslında bu haritalandırma sürecinin etkileşimli biçimleri sosyal paylaşım sitelerinde gerçekleşir. Örneğin Facebook ya da Twitter’da kullanıcı gerek düşüncelerini gerekse eylemlerini yazı ve görüntü aracılığıyla paylaşır. Yaşamı bir film şeridi gibi “zaman tüneli”nde akmakta ve haritalandırılmaktadır. Dolayısıyla haritalandırma bir mekân olan zihnin akış sürecini hedef alırken zihni de zamansallaştırmaktadır.

Artık görüntünün işlevi genleşmiş, gündeliğin her alanına girmiştir. Dolayısıyla artık onu engelleyen, mekâna hapseden çerçevesini kırıp hatta çerçevenin dışına çıkıp gündelik yaşamın sürecine dalmaya (tersine immersion) niyet etmiştir. Bu, görüntü ve gerçeğin birbirinin içine girme süreci kuşkusuz bildik anlamadaki “gerçeklik” ve “sanal gerçeklik” (virtual reality) arasındaki karşıtlığı eritmektedir. Böylece devreye “arttırılmış gerçeklik” (augmented reality*) kavramı girer. Sanal ve arttırılmış gerçeklik biçimleri arasındaki temel fark, sanal gerçekliğin gerçeği ikame eder anlamına karşın, arttırılmış gerçekliğin onu zenginleştirme işlevidir (Steven Feiner). Bu gerçeklik altıncı his teknolojilerine (Sixth Sense Technologies) dayanır. Bu teknolojiler kullanıcısına herhangi bir araç tutmama özgürlüğüyle yeni bir deneyim alanı sağlar. Deneyimin artık görünürde bir araca ihtiyacı yoktur. İşte burası belirsizlik ve denetim, zaman ve mekân, denetim ve deneyim gibi önemli kavramların iç içe geçtiği noktadır.

Tüm bu içerik ve teknolojinin ötesinde, sürekli güncellenen Google’ın Gözlük Projesi burada tartışılan zaman-mekân meselesini tartışabilmek için en verimli örneklerden birisidir. Bu proje “arttırılmış gerçekliğe”, gündelik deneyimin stereoskobik dolayımlanmasına dayanarak gerçeğin ve görüntünün ayrıştırılamaz bir halini sunmakta. Kaş hizasına takılan bu gözlük, bilgisayar üzerinden kurulabilecek her türlü iletişim biçimini, günlük programı, mekânlara ilişkin güncel bilgileri herhangi bir ekran kullanılmaksızın gözün önüne sermekte böylelikle herhangi bir araçla deneyimin aracılandırma sürecini ortadan kaldırmakta. Bu da zihnin haritalandırılması -McLuhan’ın “araç mesajdır” savına sırtımızı dayayarak cesurca söylemek gerekirse- tektip bir zihniyetin ekilmesi sürecine tekabül eder. Artık yalnızca reklâmda ya da televizyon dizisindeki karakterleri değil, kendi kendimizin düşünme ve eyleme biçimini hatta sürecini seyirlik bir eğlenceye dönüştürme zamanıdır. Ulaştığımız noktada sistem bizlere gerçeğin ve görüntünün iç içe girdiği, belirsizliğin kol gezdiği bir yaşam biçimi önermektedir. Bu yaşam biçiminde görüntünün akışı deneyimin içeriğini belirlemekte, diğer bir deyişle mekândan soyutlayarak, zamansallaştırmaktadır. Deneyimin planlandığı, algılandığı hatta depolandırıldığı, zihin ise bu görüntü ve imgelemin iç içe girdiği bu yeni görme biçiminde, egemen zihniyet kendisini bir haritalandırma süreci olarak yeniden üretir. Bazı istisnalar dışında, bu sürece katılmama gibi bir şansımızın olmadığını söylemek pek de hata olmayacaktır çünkü cep telefonu deneyiminden de hızlıca anlayacağımız biçimde, yaşam bu teknolojilerinin izinde sürmektedir.

 

* Augmented reality kavramı Türkçe’ye genellikle “zenginleştirilmiş” ya da “desteklenmiş” gerçeklik olarak çevrilmektedir. Burada “arttırılmış gerçeklik” olarak kullanılmasının temel nedeni “artı değer” ve “sermaye” kavramlarına işaret etmenin yanı sıra, kavrama olumlu bir anlam yüklemekten ısrarla kaçınmaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir