Dijital iletiler; nesnel gerçekliğin replikaları

21. yüzyılın genel bir tanımı yapılmaya çalışıldığında üzerinde mutabık kalınan noktalardan biri de özellikle teknoloji alanında görülen ‘muazzam’ gelişme ve dönüşümdür. Söz konusu dönüşüm tanımındaki ‘muazzam’ ifadesinin karşılığı ise genellikle ‘hızla’ alakalıdır. 19. yüzyılın sonlarına doğru hayatımıza giren elektrik enerjisi, Türkiye’de özellikle 1990’lar ve 2000’li yılların başında ‘ışık hızı’ meselesiyle gündemimizi meşgul etmişti. Şimdilerde ise hayatımızın her anına nüfuz etmesinin verdiği etkiyle normalleşti ya da unutuldu ve hatta belki Z kuşağı bu yavaşlığı hiç fark etmedi.

Artık mobil dediğimiz cihazlarla sadece tek bir dokunuş hamlesiyle Washington DC’deki Kongre Kütüphanesi’nin milyonlarca kaynağına ulaşabiliyor ya da 6 bin kilometre ötedeki bir katliamı canlı olarak izleyebiliyoruz. İşte bu “Muazzam” nitelendirmesi aslında bu küçük dokunuşun tepki süresiyle alakalı.

Hâlbuki tarihe baktığımızda M.Ö. 300’lerde yaşayan Büyük İskender’in ordusunun bir günde alabildiği yol ile ondan 2 bin yıl sonra yaşamış Napolyon’un ordularının bir günde alabildiği yol aynıydı. Ya da 16. yüzyılın ortalarında dahi bir İtalya’nın Orta Avrupa’ya veya Suriye limanlarına göndereceği kısa bir mektubun maliyeti, kendi ağırlığından kat kat pahalıydı. Fakat içerisinde bulunduğumuz çağda ise ilkokul öğrencilerinin rastladığı türden tarih çizelgelerinden farklı olarak, insan aklının birer ürünü olan bilim ve onun getirdiği teknolojiler, tarihte hiç olmadığı kadar insanlar arasındaki iletişim hızını arttırmış, bilme eyleminin tüm araçlarını avuç içimize sığacak kadar küçük hale getirmiştir.

Bununla birlikte mesafelerin önemsiz hale gelmesi veya hiç olmadığı kadar hızlı aşılabiliyor olması, istediğimiz her an bilginin kaynağında olabileceğimiz veya en yalın haline her an ulaşabildiğimiz yanılgısını beraberinde getiriyor. Bu noktada dünyayı bilmenin, nesnel dünya ile dolaysız deneyimlerimize dayanması gerektiği unutuluyor. Tıpkı, hakikatte ABD’nin Vietnam’da yenilmiş olmasına rağmen Hollywood filmleri ile ABD’yi muzaffer taraf olduğu algısının yaratılması gibi.

Savaş veya siyaset; avuç içimizdeki ya da evimizin başköşesindeki cihazlarla bir bakıma edilgen olarak izlediğimiz bir sahne oyunu haline dönüşüyor. Yani tarihin ya da tam anlamıyla hayatın tanığı veya bir aktörü olma şansını yitiriyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir