Balkanlara Sırt Çeviren ‘Üsküp 2014’

İstanbul’dan bir buçuk saatlik yolculuk sonrası Saraybosna’dayız… Keşfetmek, görmek muhteşem bir heyecan. Bosna Hersek’ten Karadağ’a, ardından Arnavutluk üzerinden Kosova’ya ve son olarak Makedonya. Son yıllarda Türkiye’den Balkanlara düzenlenen seyahatlerde çok ciddi bir artış gözleniyor. Tarihi ve kültürel olarak kendimizi çok yakın hissettiğimiz, hatta kendimizden hissettiğimiz Balkan coğrafyasına gösterilen ilginin bölge halkları tarafından da minnetle karşılandığını görmek ayrıca mutluluk veriyor. Bilindiği gibi Türkiye ve Türkler Balkan milletleri için çok özel bir yere sahip. Türklerin ilgisi Boşnaklara, Arnavutlara ve tabi ki bölgedeki Türklere güç veriyor.

Balkan seyahatinin en dikkat çekici şehri benim için Üsküp oldu. Vardar Nehri’nin ikiye ayırdığı şehrin bir tarafında Osmanlı izleri diğer tarafında ise yükselen yeni bir kültür, yeni bir kimlik. Bu ayrımı Makedonya’nın modernleşme sürecine bağlı olarak kendi doğal akışı içinde yaşanan farklılaşma olarak nitelendirmek biraz zor. Bu yaşanan mimari/kültürel hareketliliğin Makedonya devletinin aldığı bir karar doğrultusunda bilinçli bir şekilde sürdüğünü öğreniyoruz. Makedonya devleti 2010 yılında kamuoyuyla yeni bir çalışmayı paylaşıyor. İlan edilen projeyle klasik mimariden izler taşıyan yeni kamu binaları ve müzelerin inşa edileceği ilan ediliyor.

Bunun yanında kendi tarihi kişiliklerinin heykellerinin de ülkenin çeşitli alanlarına dikileceği ve bu kapsamda çalışmaların merkezi olarak da Başkent Üsküp’e ağırlık verileceği belirtiliyor. 2010’da ilan edilen bu projelerin 2014 yılında başladığını görüyoruz. Üsküp 2014 projesiyle Üsküp’e klasik bir görünüm vermek için onlarca yeni bina inşa edilmiş. Üsküp 2014 projesi kapsamında benzerlerine rastlanılmamış büyüklükte heykeller inşa ediliyor. Komünist mimariden izler taşıyan binalar da ‘antikleştirme’ olarak adlandırılan tarzda restore ediliyor… Büyük İskender’den çarlara; hatta Rahibe Teresa’ya kadar tüm figürler yeni mimaride yerini almış durumda.

Makedonya’da herkesin bu çalışmalara destek vermediğini de belirtmek durumundayız. Kimilerine göre son derece milliyetçi bir anlayışla hareket eden devlet, ülkenin sosyolojisine, toplumsal barışına de zarar verecek hamleler yapıyor.

Bilindiği gibi Makedonya’da sadece Makedon vatandaşlar yaşamıyor. Yüzyıllardır bu ülkede yaşayan ciddi bir Türk nüfusu da bulunmakta. Aynı zamanda ülkenin yüzde 40’ı Arnavut. Türk ve Arnavutların Müslüman kimliğini de göz önünde bulundurduğumuzda ve Balkanların yakın zamana kadar yaşadığı iç çatışmaları da hesaba kattığımızda gidişata ilişkin ciddi tereddütler söz konusu.

Bu durum yaklaşık altı asır Osmanlı himayesinde kalmış bölgede yeni bir üst kimlik oluşturulmaya çalışılması olarak nitelendiriliyor. Osmanlı dönemi eserleri, Müslüman alanlar kaderine terk edilmiş durumda. Vardar Nehri’nin ayırdığı iki yakayı birleştiren Taşköprü’nün sağında ve solunda inşa edilen iki köprüyü sorduğumuz gençlerin; “Taşköprü’ye gösterilen ilgiyi kırmak istiyorlar. Taşköprü’den daha az insan geçsin diye yapılıyor” cevabı bölgedeki siyasal/kültürel çabanın mimarideki karşılığını özetler nitelikte. Umarız tüm bu mimari/kültürel çabalar Balkanlarda yeni bir gerilime neden olmaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir