Kemalpaşazade Bağlamında Nefsü’l-Emr Kavramı

Osmanlı Şeyhülislamı ve tarihçisi olarak Osmanlı geleneğini temsil eden Kemalpaşazade (v.940/1534) varlık kavramını incelerken ayrı bir kategori olarak “Nefsü’l-emr” kavramına da yer açar. O, pek çok kelamcı ve filozof gibi varlık kavramının en açık, en bedihi olmasından dolayı tanımlanamayacağı ve diğer tüm kavramlara dayanak teşkil ettiği görüşündedir. Çünkü varlık kavramı başka hiçbir kavrama atıf yapmadan anlaşılabiliyor olduğu için en temel kavram olmaktadır. Ve tüm bilgilerimizin varlık zeminidir.

Kemalpaşazade’ye göre varlık; “zihni varlık” ve “harici varlık” ayrımı temelinde ele alınmalıdır. Bu konuları tartıştığı risalesi “Fi Vücudi’z-Zihni” de zihin ve hariç kavramlarını tanımlar. Ona göre zihin; bazen müdrike gücümüzün (idrak edici güç) adı olarak kullanılmaktadır ve onunla sadece bu görüş kastedilmektedir. Aslında zihnin yaygın kullanımı da budur. Bazen de zihin dendiğinde mutlak olarak müdrike gücü kastedilir ki, bu bağlamda ilk olarak; insanın nefs-i natıkası (düşünen nefs), ikinci olarak; onun algı araçlarından herhangi biri ile, son olarak; başka bir varlık bu kapsama dahil olur. Yani bu ikinci kullanımında zihin, hem insanın müdrike gücüne ve idrak aletlerine, hem de faal akıl gibi soyut varlıklara delalet etmektedir. Fakat her halükarda onunla anlatılmak istenen idrak gücüdür. Bu idrak gücünün insana ya da semavi bir varlığa ait olması durumu değiştirmemektedir. Bu bağlamda zihni varlık, genel anlamda zihinde (buna soyut varlıkların zihni de dahildir) özel de ise, insan zihninde bulunan varlıkları ifade etmektedir.

Kemalpaşazade haricin de iki anlama geldiğini zikretmektedir. Birincisi mutlak olarak zihin dışıdır ki, genellikle kabul gören ve ifade edilen anlamı budur. İkincisi ise mutlak olarak zihin dışı değil de farazi bakımdan zihin dışıdır. Ve bu anlamda hariç, ilk zikredilen hariçten daha geneldir. Çünkü bu ikincisi, hem farazi olmayan zihin dışını hem de farazi olanı kapsamaktadır. Böylelikle harici varlık da iki anlama gelmektedir. Birincisi mutlak olarak zihin dışında var olma (husul), farazi yönden, yani bizim öyle varsaymamız bakımından zihin dışında var olmadır. Kemalpaşazade burada zihni ve harici varlıkla yakından ilişkisi bulunan “asli varlık” ve “gölge varlık” ayrımına dayalı yeni bir tasnifi daha zikreder. Buna göre asli varlık iki anlama gelir. Birincisi; mutlak olarak zihin dışında var olma (husul), diğeri ise; suret (form) olarak değil de zat olarak var olmadır. Bu ikinci anlamdaki var olma ise birinciden daha geneldir. Çünkü bu türden bir olma hariçte olduğu gibi zihinde de gerçekleşebilir.

Kemalpaşazade bu varlık tasnifinden sonra “Nefsü’l-emr” olarak adlandırdığı başka bir varlık alanından bahseder; ki her ne kadar bu kavramın çok net ve açık bir tanımını vermemekteyse de, onun genel açıklamalarından anlaşılıyor ki, “Nefsü’l-emr varlık”, zihni ve harici varlık olması itibara alınmaksızın bir şeyin kendinde varlığı, yani kendiliğidir. O, zihni varlığın “Nefsü’l-emr” varlıktan daha genel olduğu kanaatindedir. Çünkü zihni varlık, hem harici varlığa ilişkin soyutlukları kapsar hem de dış dünyada olmadığı halde birtakım manaları kendisi icat edip yaratabilir. Ancak “Nefsü’l- emr varlık”, sadece harici varlığa bağlı bir varoluş sergiler. Bu tür bir varlık harici varlık anlamına gelmemektedir, fakat “Nefsü’l-emr varlıktan” söz edilmesi, bu varlığın dış dünyada belli bir tahakkukunun olması durumunda mümkündür. Başka türlü söylemek gerekirse, dış dünyada hiçbir surette tahakkuk etmeyen bir “Nefsü’l-emr varlıktan” bahsedilemez. Çünkü Kemalpaşazade’ye göre de, büsbütün zihnin icat ettiği şeylerin “Nefsü’l-emr varlık” olması söz konusu değildir. “Alem mümkündür” örneği “Nefsü’l-emr” kavramını açıklamaya yardımcı olmaktadır, şöyle ki; dış dünyada alem mümkündür önermesinin doğrudan bir karşılığı yoktur. Ancak bu “Nefsü’l- emr’de” böyledir fakat yine de bu bir dış gerçeklik olarak alemi doğru tanımlamaktadır.

Sonuç olarak, tüm bu açıklamaların ardından varacağımız çıkarım şu olmaktadır: tümel kavramları izahın zemini olan zihni varlığı kabul etmemenin mümkün olmaması ve daha özel bir kategori olarak “Nefsü’l-emr’in” bir şeyin ta kendisi olması hasebiyle yeni bir varlık açıklaması oluşturmasıdır. Bu bizlere mahiyet kavramını açıklamaktadır. Çünkü mahiyetler, mahiyet olması bakımından doğal kavramlar ve tümellerden ibaretlerdir. Salt kendisi bakımından ele alındığında hem varlıktan hem yokluktan bağımsız olarak bulunur. İşte “Nefsü’l-emr” kavramı bir şey ne ise odur, kendiliğidir anlamıyla mahiyet kavramına yaklaşırken, dışarıda muhakkak bir tahakkukunun olması bakımından ince bir ayrıma sahipmiş izlenimi vermektedir.

Kaynaklar;
-Ömer Mahir Alper; Varlık ve İnsan
-Kemalpaşazade; Fi Vücudi’z-Zihni Risalesi

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir