Muhammed Abduh’un “özgürlükçü siyasetini” anlamak

İslam düşünce geleneğinde özgürlük konusu her zaman önemli bir alanı işgal etmiştir. Özellikle felsefe ve kelam hatta tasavvuf geleneklerinde insanın yaratıcı ile olan ilişkisinde özgürlüğün nasıl algılanacağı hususunda çok derin tartışmalar yapılmış, birbirinden farklı teklifler sunulmuştur.

İlhamını İslam düşüncesinden alan siyasi/ideolojik yapılarda bu konulara kayıtsız kalmayarak kendilerine en yakın özgürlük tanımından hareketle bir anlayış oluşturma çabası içerisinde olmuşlardır. Özellikle İslam’ın siyasi pratiğini kurmaya dönük gayret eden isimler/hareketler İnsan–Allah arasındaki özgürlük anlayışının yanında insan-devlet/insan-toplum merkezli bir “İslami özgürlük” anlayışının da peşinde olmuşlardır.

Bu bağlamda özellikle İslamcılık fikrinin, Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh gibi kurucu isimleri, siyasi bir kurguya dönük olarak özgürlük, adalet, devlet yönetimi gibi konulara ağırlıklı olarak ilgi duydular. Aliya, Gannuşi, Fazlurrahman gibi İslamcılığın yakın dönem simaları da bu konunun dışında kalmayıp eserleriyle her zaman bu tartışmanın içinde yer almışlardır.

Zikrettiğimiz isimlerin konuya ilgi duyması teolojik bir kaygının/anlama çabasının yanında aynı zamanda güncel ihtiyaçlara da cevap üretebilme kaygısı olarak da değerlendirilebilir.

Özellikle Afgani, Abduh, Reşid Rıza gibi isimler İslam dünyasının içinde bulunduğu sıkıntılı dönemden çıkabilmesi için, takipçilerinden Mehmet Akif’in ifadesiyle, “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı, Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı” düşüncesiyle İslam’ın içinden yeni bir enerji oluşturmaya çalışmaktaydılar. Bu çaba zaruri olarak birçok kavramın güncellenmesini gerektirmekteydi.

(Burada bir eleştiri olarak klasik İslam düşüncesinin araçsallaştırılması daha keskin bir ifadeyle siyasal amaçla kullanılması gündeme gelebilir. Ancak bu ayrı bir tartışma konusu olduğu için bu haklı bir eleştiri olarak görülecek konuyu şimdilik kenarda tutuyoruz)

Bir süre hocası Afgani’nin yanında bulunan ancak İslam dünyasının ihyası konusunda hocasıyla yöntem farklılığı yaşayan Muhammed Abduh özgürlük/adalet/devlet yönetimi konusunda yeni teklifler sunmuştur. Abduh ve Afgani arasındaki ıslahatçılıkta yöntem farkını, Mehmet Ali Büyükkara’nın ifadesiyle siyasi ıslahatçılık-kültürel ıslahatçılık olarak tanımlayabiliriz.

Abduh, İslam dünyasının sadece siyasi çabalarla Batı karşısında bir varlık göstermesinin zor olduğunu kabul ederek, eğitim, kültür ve sosyal alanlarda çalışma yapılması gerektiğine inanmaktaydı.

Siyaset onun nazarında ıslahat fikrinin sadece bir parçasıydı. Siyasi ıslah çalışmalarının uzun süreli olduğunu söyleyen Abduh, bu süreçte nihai hedef olarak halkın kaderini kendi tayin edebileceği bir sistemi oluşturmayı öngörmekteydi. Abduh’a göre bunu gerçekleştirmenin yolu, öncelikli olarak insanı/Müslüman bireyi tanımlarken kullanılan bazı temel kavramları gözden geçirmekten geçiyordu.

Yukarıda bahsetmiş olduğumuz bazı temel değerlerle irtibat kuran Abduh, insanın doğası gereği özgür olduğu fikrini taşıyordu. Bunun yanında İslam’ın ısrarla akla vurgu yaptığını, insanın/Müslümanın iyiyi ve kötüyü ayırt edecek bir öze sahip olduğunu belirtiyordu.

Abduh’un insan hürriyeti konusundaki görüşünün temelinde ise kelami/felsefi bir inanış yatmaktaydı. Prof. Dr. Mehmet Zeki Çalışkan bu durumu, “Abduh insanın hürriyeti konusunda Mutezile ve Maturidi yaklaşımlarının bir sentezini yapmaktadır” şeklinde açıklar. Abduh insan hürriyetine o kadar büyük bir önem vermektedir ki, bunu aynı zamanda siyasi hürriyetlerin teminatı olarak da görür. “Eğer hürriyet olmazsa haklar olmaz. Hakların olmadığı yerde ise ne bireyden ne de devletten söz edebiliriz”.

Devlet yönetimi konusunda da son derece net bir tavır takınırken, otorite kavramı üzerinde durmuş, din adına halk üzerinde güç kullanan yöneticinin varlığını korumak adına bunu yapmasını meşru görmemiştir. Yönetime dair görüşlerini en kısa şekliyle şu şekilde özetleyebiliriz; “İslam’da siyasal iktidar kaynağını halktan ve kanundan almaktadır. Yöneticinin mutlak masumiyeti olamaz. İstediği gibi kanun koyma hakkına sahip değildir. Yönetim beşeri bir sistemdir. Kanunlar ve temel ilkeler insanlar tarafından üretilmelidir”

Yönetim şekli olarak şurâyı benimseyen Abduh, yöneticinin de beşer olduğunun unutulmaması gerektiğini belirtip, bu yolla gerek halk gerekse meclis tarafından yöneticinin kontrol edilmesinin gerekliğinin altını çizmektedir.

Abduh’un siyaset felsefesinde belki en çok tartışılan konu ise, toplumun şurâya dayalı siyasal sisteme kavuşması sürecinde kısa süreliğine dahi olsa “demokratik şef/adil yönetici” ile yönetilmesi gerektiği fikridir.

Akleden ve özgür insanların oluşturduğu toplumda “demokrasinin” tesisi için “demokratik şef/adil yönetici” halkın aydınlanması adına çalışma yapmalıdır. İnsanlara özgür olduğu ve doğruyu yanlışı ayırt edebilecek bir olgunlukta oldukları anlatılmalı, kendilerini yönetecek isimleri seçebilecekleri fikrine halk inandırılmalıdır. Hülasa halk demokrasiye hazırlanmalıdır!

Abduh’un bu yaklaşımını, konuları tartıştığı dönemin sıcaklığını göz önünde bulundurduğumuzda belki kısmi olarak “anlamak” isteyen olabilir ancak siyaset felsefesinin o dönemde dahi yürüttüğü tartışmaları hatırladığımızda “demokratik şef/adil yönetici” eliyle demokratik toplum oluşturma fikrinin sıhhati elbette sorunlu görülebilir.

Sonuç itibariyle bazı ciddi itirazlar saklı kalmak kaydıyla Abduh’un siyasete ilişkin teklifleri dönemin güncel sorunlarına karşı özgürlükçü bir teolojiden yararlanma çabası olarak değerlendirilebilir.

Düşüncelerini ve eylemlerini fikri zeminde eleştirebilir ya da mahsurlu görülebilir. Ancak hiç kuşkusuz Abduh çağının en önemli ve etkin aydınlarından birisidir. Fikirleri İslam coğrafyasının her bir köşesinde geniş yankı uyandırmıştır. İslam düşünce sistematiği içerisinde herhangi bir anlam ifade etmeyen kimi zevatın muteber görüldüğü bir çağda Abduh’un düşüncelerinin ve ıslahatçı yanının tekrar gözden geçirilmesi en azından ilme adanmış bir ömre saygının gereğidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir