Türkiye tam puanı kime vermeli?

İlk olarak 1956 yılının Mayıs ayında, İsviçre’nin Lugano kentindeki Kursaal Tiyatrosu’nda Avrupa Yayın Birliği (EBU) tarafından düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması’nın ortaya çıkış amacı, ülke televizyonları arasında ortak canlı yayın yapabilme kabiliyetini gerçekleştirmek ve kaliteyi arttırmak olarak ifade ediliyordu. Günümüzde ise bu yarışmanın farklı ülkeler için “farklı anlamlar” ifade ettiğini söyleyebiliriz. Avrupa kamuoyunda da Eurovision’un sanatsal bir yarışmanın ötesinde siyasi bir mecraya döndüğüne ilişkin eleştirilerin yer aldığını görüyoruz.

Avrupa Yayın Birliği (EBU)’ne göre göre her yıl 400-600 milyon arasında izleyicinin takip ettiği yarışmayı en çok kazanan ülke İrlanda olmuş. Buna rağmen yarışmaya en ilgisiz ülke Birleşik Krallık. Philip Hensher, The Guardian’da yayınlanan makalesinde dünya çapında birçok önemli şarkıcısı bulunan İngilizlerin son yıllarda yarışmaya ilgisini yitirdiğini belirtiyor. Meşhur sanatçıların yarışmaya katılmaması ilginin azalmasında en önemli sebep. Hensher’e göre Avrupa’da albümleri milyonlar satan şarkıcılar yılda bir kere düzenlenen bu gecede zafer kazanmayı pek de anlamlı bulmuyorlar!

Almanya’da ise Eurovision’a olan ilgi İngiltere’ye göre oldukça yüksek. Ülkelerin önemli bir kesimi yarışmaya göndereceği şarkıyı halkoyuyla belirliyor. Ciddi törenler yapılıyor, anketler düzenleniyor, temsilcinin belirleneceği organizasyon bir festival havasında gerçekleşiyor. Eurovision yarışmaları yakın bir tarihe kadar, özellikle “çevredeki ülkeler” için bir anlamda kendilerini “merkeze” ispatlamanın aracı olarak görülüyordu.

Sergilenen performans, giyim, dans, mesajlar egemen batı kültürünün dışında bulunmadıklarının göstergesi niteliğini taşıyordu. Siyasi olarak farklıyız, ekonomik olarak sizin kadar güçlü değiliz, Paris’in/Londra’nın “uzağındayız” ama biz de sizin gibiyiz demenin şov hali!

Yarışma sayesinde ün kazanan, ülkesine dair farkındalık oluşturanlar kadar ilginç tartışmaların yaşanmasına da neden olan isimler olmuştu. Örneğin 1974 yılındaki yarışmada “Waterloo” şarkısıyla birinci olan İsveçli ABBA grubu bahsettiğimiz popülerliği yakalamış ve ardından müzik dünyasının en dikkat çekici grupları arasında yer almıştır.

Ameliyatla kadın olan Şaron Kohen (Dana International) adlı İsrailli şarkıcı Birmingham’da yapılan Eurovision Şarkı Yarışması’nda birinciliği kazanmasına rağmen İsrail’de çok büyük tartışmalara neden olmuş, bu tartışmalar Avrupa basınında yer bularak cinsiyetçilik meselesinin farklı şekillerde tartışmasına da neden olmuştu. Avusturyalı kadın şarkıcı Conchita Wurst ise sakallı haliyle Eurovision’a katılarak dünya medyasının ilgisini çekmişti.

Eurovision’un en çok tartışan yönlerinden biri de siyasi kısmı olmuştur. Avrupa’nın güçlü ülkelerinden İtalya, yarışmanın siyasi bir arenaya dönüştüğünü, beş büyük ülkenin doğrudan finalde yer almasının haksızlık olduğunu öne sürerek 1997’den 2011 yılına kadar yarışmaya katılmadı. Bunun yanında Baltık ülkelerinin Rusya’ya her defasında yüksek puanlarla sağladığı destek, şarkıların kalitesinden çok siyasi yakınlığın bir parçası olarak görüldü. Komşu ülkelerin “mütekabiliyet” esasına göre puanlamaya gitmesi Eurovision’un değişmez kurallarından olsa bile, her yarışmada oylamanın sıhhatine gölge düşüren durum olarak görüldü.

Batı Almanya Eurovision’a 1989 yılında eski aşkına yeniden kavuşmayı anlatan ‘Flieger’ isimli şarkı ile katılırken, 1990’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla Almanya bu kez yarışmaya, birbirlerine kavuşan aşıkları konu alan ‘Frei Zu Leben’ şarkısı ile katılarak dünyaya mesajı göndermiştir.

Gürcistan ise 2008’de yaşanan Güney Osetya Savaşı’nın ardından 2009’da düzenlenen Eurovision’a ‘We Don’t Wanna Put In’ şarkısıyla katılarak, müziğin gücüyle ‘Putin’i istemiyoruz’ mesajını verdi. Bizim açımızdan da tepkiye yol açan bir tercih yapan Ermenistan, 2015’te sözde Ermeni soykırımını anlatan ‘Face the Shadow’ isimli şarkıyla Eurovision’a katıldı. 2016 yılında ise 1944 Kırım Tatar Sürgünü’nü anlatan şarkıyla yarışmaya katılan Ukrayna bu kez yarışmanın galibi olmayı başardı. Bu şarkının Rusya’nın Kırım işgaline dikkat çekmek için hazırlandığını fark etmek elbette güç değildir.

Türkiye’nin Eurovision macerası ise 1975 yılında Semiha Yankı ile başlıyor. 34 kez katıldığımız bu yarışmada 6 kez ilk beş içerisinde yer alırken, 3 defa sonuncu olduk. En büyük başarı ise ‘Everyway That I Can’ isimli şarkısıyla Sertab Erener’in birinciliği elde etmesiydi. Türkiye’nin 1975-2012 yılları arasında en çok puan verdiği ülkeler sırasıyla, Bosna-Hersek, Birleşik Krallık, İrlanda, İspanya ve Almanya; Türkiye’nin en çok puan aldığı ülkeler ise sırasıyla Almanya, Fransa, Birleşik Krallık, Hollanda ve Belçika’ydı. 2008-2012 tarihleri arasındaki son beş yarışmada 12 tam puanı ise Azerbaycan’a göndermişiz. Türkiye Eurovision arenasında en son 2012 tarihinde Can Bonomo ile yer aldı. TRT’nin haksız oylama ve EBU’nun beş büyük ülkesinin doğrudan finalde yer alması gibi nedenleri öne sürmesi üzerine 2012’den beri yarışmada yer almıyor.

Geçtiğimiz günlerde Manga’nın Türkiye’nin yeniden Eurovision’da yer alacağını ima ettiği tweet tartışılırken, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ yaptığı açıklamada ‘Şu anda yok öyle bir şey’ diyerek tartışmaya noktayı koydu. Eurovision’un dönem dönem milli bir mesele olarak benimsendiğini söylemek mümkün. Kimilerine göre Avrupa’ya sesimizi duyurmak için ya da “ön yargıları” yıkmak için bir fırsat olarak görülüyordu.

Yıllarca son sıralarda yer almanın verdiği mutsuzluk ve kızgınlık da Türk insanını yarışmaya bağlayan nedenlerden biri olarak görülebilir. Bize 12 tam puan veren ülkelere hep sempati duymuşuzdur. Uzun yıllar TRT ekranlarında yarışmayı sunan Bülent Özveren’in Türkiye’ye sıfır puan veren ülkelere karşı söyledikleri ise dış politikaya bakışımızı bile etkilemiş olabilir. Görece olarak başarı elde ettiğimiz şarkıların evrensel müzik tarzlarına daha yakın olduğu söylenebilir.

Yarışmada bir süredir temsil edilmediğimizden dolayı Türkiye’nin desteği, ‘Tek Millet İki Devlet’ anlayışıyla Azerbaycan ile beraber. 2011’de Azerbaycan adına yarışmayı kazanan Nigar’ın zaferini elinde Türkiye ve Azerbaycan bayrakları ile kutlaması Türkiye’de büyük bir gurur vesilesi olmuştu. Eğer biz yarışmaya katılmıyorsak Azerbaycan’ın, Bosna Hersek’in başarılı olması için dua ediyoruz. Azerbaycan kazandığında biz de kazanmış oluyor, Bosna’ya verilmeyen oylar bizim de kaybımız.

Türkiye için Eurovision belki biraz daha siyasi bir alanın parçasına dönüşüyor. Avrupa ile olan tarihsel ve kültürel rekabeti hissetmemize vesile oluyor. Onlardan daha iyisini yapacağımıza olan “inancımız” sayesinde her Eurovision yarışmasını yüksek motivasyonla takip etmek gerektiğine inanıyoruz. Puanlamalar aslında Batının bize bakışıyla alakalı diyoruz. Puanların tesadüfi verilemeyeceğini varsayıyoruz. Son tahlilde Eurovision’u sıradan bir müzik yarışması olarak görmek herhalde Türk halkının benimseyeceği bir fikir gibi durmuyor. Peki o halde Türkiye tam puanı kime vermeli!

İkbal Yiğiter & Ömer Çiçek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir