“Homo-vidensler ve Onların Ne İçini Bilinemez Yaşamları” Adlı Masal

Evvel zamanların birinde, devasa bir mağarada, zincire vurulmasalar da öyleymiş gibi, öylece kalakalmış insanlar yaşarmış. Bunlara topluca “homo-videns” adı verilmiş çünkü bu insanların dünyaları gördüklerinden ibaret; hayatları, mağara dışındaki az sayıdakiler için ibretlikmiş. Homo-vidensler günlerinin büyük bölümünü mağaranın duvarına yansıyan görüntüleri izlemekle geçirirlermiş. Bazı bedbaht günlerde mağaranın dışından bir ses gelir, duvara çarpar, onlara dönermiş. Gördükleriyle eşleşmeyen bu sesi, bilinmedik bir dünyadan gelmesi sebebiyle adeta lanet gibi anlayan bu insanlar, korkudan ve kızgınlıktan nidalar atar, hiç olmazsa homurtular çıkarırlarmış. Hep beraber ve aynı anda icra edilen bu sesler kakofoni yaratırmış. Ancak birkaç dakikaya kalmadan, her şey rutinine geri döner, kakofoni söner, Homo-vidensler asli yaşam faaliyetlerini sürdürmeye devam ederlermiş.

Hep içeride olmalarından dolayı içeride olduklarını bilmeyen bu insanlara bir gün en basitinden “Ne izlediniz gün boyunca?” diye sorulsa, cevap veremezler, soruyu bile doğru dürüst anlayamazlarmış. Kaybedecek vakit yokmuş, sürekli hızlanan duvardaki görüntüler, çarçabuk gördükleri temel ihtiyaçları dışında, onlara bir zaman parçacığı bile bırakmazmış. Hızla akan bu görüntüler, üzerine değil konuşmaya, düşünmeye dâhi imkân tanınmamaktaymış. Tam da bu nedenle Homo-vidensler, nerede olduklarını, yanlarında kimin oturmakta olduğunu, niçin yıllardır aynı yerde aynı duvara gözlerini diktiklerini bilmezlermiş. Bulundukları mağarada tek bir kural dışında hiçbir yasak yokmuş oysa. Bu kural, bir soruyu ne olursa olsun sormamakmış: “NE İÇİN?”

Zamanla bu soruyu da diğerleri gibi zihinlerinden silen Homo-vidensler’in gözlerinin önüne kısa bir film gelmiş. Filmde uyumlu davranışlarından dolayı artık tamamen özgür oldukları, “ev” olarak adlandırdıkları bu mağarayı terk edebilecekleri ancak istedikleri zaman dönebilecekleri söylenmekteymiş. Yine tek bir kural varmış: Mağara duvarındaki filmleri yansıtan bir gözlüğü gözlerinden asla çıkarmadan dışarıda yaşamak. Gözlük duvarı seyyarlaştırırken, aynı zamanda dışarıdaki dünyayı kaydetmek suretiyle görüntüler âlemine katmak üzere tasarlanmış. Böylelikle film üretim süreci hem kolaylaşacak hem de inanılmaz bir verimliliğe de ulaşacakmış. Yaklaşık on beş gün boyunca bu filmi izleyen Homo-vidensler’den tepki gelmeyince editörler ve senaristler yeni bir filmle onlara “seslenmeye” karar vermişler. Bu filmde her bir Homo-videns’e adıyla seslenilmekte ve mağaranın dışındaki hayatın imkânlarından söz edilmekteymiş. Duvarın önünde oturan Homo-vidensler kendi isimlerini dâhi unuttukları için hiçbir tepki vermemişler. Benzer filmler birbirini kovalamış ancak Homo-vidensler’i yerlerinden dâhi kımıldatamamış.

Taktik değiştiren editörler ve senaristler, mağara hayatının yoksunlukları ve dışarıdaki hayatın imkânları ile ilgili filmler hazırlayarak, yayınlamaya başlamışlar. Bu kez kendi durumları ile ilgili en azından şüpheye düşecek olan Homo-vidensler’in hiç değilse ayağı kalkıp ışığın geldiği yöne doğru yürüyeceklerini ve dışarıdaki dünyaya başlarını çıkaracaklarını ummaktalarmış. Ama olmamış. Homo-vidensler görüntüleri iştahla izleyip arada bir çıkardıkları sesler dışında hiçbir tepki vermeden diğer filmleri de izleme arzu ile sağa sola sallanmaktalarmış. Son bir umutla “Ne için?” sorusunun yazılı olduğu alabildiğine uzun bir film yayınlamışlar. Oysa unuttukları Homo-vidensler’in okuma ve yazma eylemlerinden en az Kaf Dağı mesafesinde olduklarıymış.

Günlerce düşündükten sonra zor kullanmadan Homo-vidensler’i mağaradan çıkarmanın imkânsız olduğu kanaatine ulaşan editörler ve senaristler, üstleri için muhafızlarla müdahalenin gerekliliğine ilişkin bir film hazırlamışlar. Bu filmi yukarıya iletirken bir ihtimal işe yarar diyerek Homo-vidensler’e de izletmeyi ihmal etmemişler. Üstlerce kabul edilen müdahaleyi başlatmadan önce duvardaki görüntü durdurulmuş, muhafızlar içeriye girmiş, girmeleriyle birlikte Homo-vidensler tarafından paramparça edilmeleri yaklaşık beş dakika sürmüş. Eğer ivedilikle görüntünün akışı yeniden başlatılmasaymış ortada ne duvar ne mağara kalacakmış.

Toplantılar toplantıları izlemiş, öneriler önerileri… Zor kullanarak ya da farklı görüntüler yayınlayarak bir yere ulaşamayacaklarını anlayan editörler, senaristler ve üstler tüm kayıtları art arda ekleyerek, sonsuz tekrar tuşuna basıp Homo-vidensler’in yanlarına oturmuşlar. Amaçları, onların nasıl düşündüklerini anlayarak, o düşünce dünyasına göre tedbirler almakmış. Ancak yine unuttukları küçücük bir ayrıntı varmış: Homo-vidensler’in düşünmediği. Günler günleri, haftalar haftaları, aylar ayları izlemiş. Anlamak üzere görüntülere bakan editörler, senaristler ve üstler zamanla birer Homo-videns’e dönüşmüşler. Ne amaçla orada oturdukları bir yana, kim olduklarını dâhi unutmuşlar.

Sürekli akan görüntünün önünde, hiçbir kısıt ya da engel olmadan neredeyse tam bir “özgürlük” hâlinde yaşayan bu insanları görürseniz, onlara daha fazla görüntü verin, şayet siz de onlardan birisi değilseniz.

Okura Not: Masalın devamı ve “Ne için?” sorusunun cevabı sizin için merakın konusu ise eğer, Giovanni Sartori’nin “Görmenin İktidarı”, Platon’un “Devlet”i, Jean Baudrillard’ın “Sessiz Yığınların Gölgesinde”si ve Louis Althusser’in “İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları” Google’lanıp takip edilip beğenilip Twitter’da fav’lanabilir.

Afiyet olsun!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir