Stephen Greenblatt – Shakespeare’in Yabancı Düşmanlığına Karşı Reçetesi

Geçtiğimiz sene Venedik Gettosu’nun inşasının beş-yüzüncü yıl dönümüydü. Venedikliler doğal olarak bu yıl dönümünde ne yapacakları konusunda kararsız kalmış ve anlaşmazlığa düşmüşlerdi. Öncesinde şehrin neresinde isterlerse yaşayabilen Yahudiler, 1516’dan itibaren kanun zoruyla şehrin eskiden bir bakır dökümhanesinin bulunduğu küçük ve fakir bir bölgesinde ikamet ve ibadet etmek durumunda kalmışlardı (Venedikçe’de dökümhaneye geto denirdi). Yeni bölgelerinde faizle borç para veren tefeci dükkanı işletmelerine müsaade ediliyordu. Gündüzleri de eski kıyafetler alıp satmak, matbaa atölyelerinde İbranice eserler üzerine çalışmak, müzik ve dans öğretmek ve hekimlik yapmak gibi sınırlı sayıda iş için ortalarda görünebilirlerdi. Ancak geceleri maaşlarını kendi ceplerinden ödemek zorunda oldukları adamların tuttuğu kilitli kapılar ardındaki gettoya çekilmek zorundalardı. Yahudi hekimlerin geceleri Hıristiyan hastalarını tedavi etmek için dışarı çıkma hakkı vardı. Başka hiç kimse sabaha kadar gettodan ayrılamazdı.

Aslında Venedik Taciri‘ni yazmadan önce Shakespeare’in gettodan haberdar olmuş olması gerekir. Getto kurulalı seksen sene olmuştu ve Venedik’in İngiliz ziyaretçileri az değildi. Yazarın Venedik’e dair bilgi toplamaya uğraştığının delilleri de mevcut. Mesela Shakespeare Yahudi karakterine on-beşinci yüzyıl tiyatrosundaki Yahudiler gibi Muhammed üzerine yemin ettirmiyor. Bir Yahudi tefecinin kâr marjını kitabına uydurabilmek için İncil’e bakıp nasıl kurnaz fetvalar verdiğini mükemmel bir şekilde canlandırıyor. Rialto’nun Venedik’in çarşısı olduğunu ve Shylock’un dükkânını oraya açacağını biliyordu.

Ne var ki Shakespeare Venedik’te bir getto olduğu gerçeğini ya anlamamıştı ya da bu gerçekle ilgilenmemişti. Şehre dair okuduğu ya da duyduğu her ne ise, Yahudi ve Hıristiyanların arasındaki ayrılıktan ziyade karşılıklı ilişkilerinden etkilenmişti. Her ne kadar Shylock Hıristiyanlarla birlikte ibadet etmeyeceğini ve onların murdar yemeklerini yemeyeceğini söylese de, öte yandan onlarla birlikte yaptığı şeyleri bir çırpıda sayıveriyor: “Sizinle alışveriş yapacağım, konuşacağım, yürüyeceğim…” Tüm Yahudi nüfusunu 1290’da sınırdışı etmiş ve hiçbirinin geri dönmesine müsaade etmemiş olan İngiltere’deki seyirciler için esas yenilik işin bu tarafındaydı.

İngilizceden Çeviren: Ömer Faruk Peksöz
The New Yorker 10 & 17 Temmuz, 2017 Sayısı, Yazının tamamı için.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir