Din, Devlet, Asabiyet

Dil bir gerçeği yansıtabilir. Bazense sözlük anlamları varolan siyasal gerçeğin uzağına düşer. Gerçekler kitapta yazılan gibi yaşanmayabilir. Varolan, uzun yüzyıllardan süzülüp gelen toplam, ortalama bir gerçeklik oluşturur. Bu, olayı sözlük anlamından kopartır. Galatı meşhurun lügatı fasihten evla oluşu gibi… Siyasetin gerçekliği sözlükte yazana çok uymaz.

Bunun örneğini gündelik hayatta görebiliriz. Mesela Slav davası Rus-Sırp gibi milletlerde baskın yaşar. Hatta Ortodoksluk üzerinden hiç de Slav olmayan Bizansçı Yunanistanla birleşir. Çizgisini orda bulur. Adı ismi direkt Slav/Slavya olan Slovenya/Slovakya gibi ülkeler Slav davasında yokken, millet ismi kelimesi kelimesine Slav olmayan, kendi müstakil isimleri Rus-Sırp-Bulgar-Yunan milletleri bu davada bu asabiyette öne çıkar.

Yani bir yerden sonra kelimeyi değil tarihi takip ederiz. Katolik olanın Slavlık davasından çekildiğini görürüz; ismi en çok Slav olan o olsa bile. Fakat bu kez de Katolik/Avrupa asabiyetine dahil olurlar. Bir asabiyetten kurtuluş, asabiyetten tümden azade olma sonucunu illa getirmeyebilir. Bunun bir örneği de bizden gelir. Medeniyet bayraktarlık iddiası bunu taşır.

Türklük aslında türki denen tüm alanda, Orta Asya’da daha saf olarak varken, tüm pitoreskini orda gösterirken, siyasal manada Türk Devleti en çok Türkiye ile kaim olmuştur. Osmanlı ve de Cumhuriyet Türkiyesi. Sebebi din? Yani dinin oluşturduğu bayraktarlık (Osmanlıcıların dediği şekliyle) Sebebi devlet? Yani daha büyük yahut asabiyete daha çok sahip bir devletin işi sahiplenmesi (anarşistlerin öngöreceği şekliyle) Sebebi din-ü devlet? İsmet Özelin her ikisini cem eder şekliyle söylediği. Tartışmaya açık.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir