Apple, Türkiye’ye büyükelçi atar mı?

Her gün yeni bir teknolojinin geliştiği yerkürede, bireylerden kurumlara, devletlerden küresel şirketlere bütün katılımcılar yeni ‘aygıt’ları test etmeye, konumlandırmaya ve anlamlandırmaya çalışıyor. Dijital araçların insan hayatında kapladığı alan her geçen gün artarken, iletişim modelleri değişiyor, alışkanlıklar yeni ‘trend’e adapte oluyor, sorun çözme mekanizmaları çoğalıyor.

Fakat müthiş bir ‘hız’la karşı karşıyayız. Dijital platformların toplum psikolojisine çarpıcı etkileri üzerine derinlemesine araştırmalar yapılıyor ama sonuçlar üzerine derinlemesine tahliller yapmaya, durup düşünmeye, anlamaya neredeyse vakit yok. Sürekli gelişen, değişen ve yeni katılımcılarla büyüyen dijital dünyanın hızına mı yetişeceksin, yoksa yeni trendleri takip edip dahil mi olacaksın? İşte karşılaşılan ‘hız’ bunlardan birine mutlaka mecbur bırakıyor.

Dijital alanda çalışan küresel şirketlerin “yeni bir tür ülke” olabilecekleri üzerine tartışmalar bir kenara dursun, irili ufaklı bütün ülkeler dijital trendleri takip ederek sosyal platformlarda diplomasi yürütebilmek için birbiriyle yarışıyor.

Bir kenara dursun dediğimiz nokta da bu: Dünyanın en büyük dijital şirketleri son bir kaç yıldır pek çok ülkeden daha fazla gelir elde ediyorlar. Geçmişteki alışkanlıkların aksine artık devletler, dijital platformlardan görünür olabilmek için yeni adımlar atmak zorundalar. Örneğin Danimarka, Google, Apple, Microsoft ve Facebook gibi dijital şirketlere ilk büyükelçisini atamaya hazırlanıyor. Küresel ölçekteki dijital şirketlerle ilişkileri yürütecek, lobi faaliyetlerini sürdürecek ‘dijital büyükelçi’nin en önemli görevi ise elbette yatırımları takip etmek. Bu sarcısı ‘atamanın’ hemen öncesinde ise, Foreign Policy dergisi yılın diplomatı ödülünü Google’ın CEO’su Eric Schmidt’e vermişti.

Örnekler çok ama Türkiye özeline gelelim. Dijital platform dendiğinde akla sadece ‘sosyal ağ’ların geldiği bir dijital kültürün içerisindeyiz. Türkiye’de dijital dünya, 2016 yılında neredeyse tüm göstergeleriyle inanılmaz bir büyüme yaşadı. İnternet kullanıcıların sosyal ağları kullanma oranının dünya ortalamasının çok üzerinde olduğu Türkiye’de de bu büyümeye paralel ciddi bir sıçrama gerçekleşti. Sırasıyla en çok kullanılan sosyal ağlar Youtube, Facebook, Instagram ve Twitter’da toplam üye sayıları katlandı. Bununla birlikte, henüz sağlıklı ölçüm konusunda gerekli araçlar devreye sokulmasa da, bireysel kullanımın çok gerisinde kalan bir kurumsal aktivite olduğunu söylemek zor değil. Bu noktada, Türkiye’de dijital diplomasinin kamu veya özel sektör eliyle nasıl işlevsel kılınacağı konusunda soru işaretleri mevcut. Doğrusu, Danimarka’nın sarsıcı ‘büyükelçi’ hamlesinin kamu diplomasisi üzerine yürütülen tartışmalara büyük bir darbe vurduğu da bir gerçek. Belki Türkiye ve benzeri ülkeler için hızlıca hayata geçirilmesi gereken öncelik, kurumsallaşmayla birlikte gelişecek profesyonel yaklaşım. Bunun için Apple’ın büyükelçi atamasını beklemek gerekir mi? Bir sonraki yazıda devam edelim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir