Afgani ve Siyasi Beklentileri

İslamcı düşüncenin en önemli isimlerinden biri hiç şüphesiz Cemaleddin Afgani’dir. Öğrencisi Muhammed Abduh ile birlikte İslamcı düşüncenin çok geniş bir coğrafyada karşılık bulmasını sağlayan, harekete teorik ve pratik düzeyde paradigma kazandıran Afgani’ye dair en özel kaynaklardan biri 1931 yılında yayımlanan, “Hatırat-ı Cemaleddin el–Afgani el-Hüseyni” adlı eserdir.

Yaşadığı sürece İslam dünyasının neredeyse tüm ülkelerini gezen Afgani bu nedenle o toplumları sosyal, ekonomik ve politik açıdan çok iyi analiz etmiş ve batı sömürgeciliğine karşı uyarıcı bir rol üstlenmiştir. Afgani’nin özel sohbetlerine katılan, buradaki notları daha sonra Afgani’nin Hatıraları olarak yayınlayan Beyrutlu gazeteci Muhammed Mahzumi Paşa’nın çalışması 2006 yılında Adem Yerinde’nin tercümesiyle Klasik yayınları tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

Bu yazıda, bahsetmiş olduğum eserde Afgani’nin İslam’daki siyasi sistemin ne olacağı konusundaki görüşlerini aktarmaya çalışacağım.

Afgani’nin bu konuda bakış açısı çok net; “İslam’da siyasi sistem şura sistemine dayanmak zorundadır. Allah’ın emri ve Peygamber’in uygulaması bu yöndedir.” Halkın yönetime aktif olarak katılımını sağlayacak anlayışı İslam coğrafyasında egemen kılmaya çalışan Afgani, devlet yöneticileriyle yaptığı görüşmelerde de bu teklifini sunmaktan imtina etmemiştir. Londra, Paris, Münih, İstanbul, Mekke, Mısır, Rusya, Afganistan, Hindistan, İran gibi coğrafyalarda bulunan Afgani, özellikle doğudaki yönetcilerle düşüncelerinden ötürü yer yer büyük sıkıntılar yaşayıp, ters düşmüştür. Dinin hurafelerle, devletin de yöneticilerin baskıcı/otoriter uygulamalarıyla bozulacağını, böylesi durumlarda ıslahat gerektiğini belirtir ve istibdat ile arasına kalın bir çizgi çeker.

Bunun yanında İslami şura sisteminin nasıl olacağını da açıklayan Afgani, bunun ancak parlamento/meclis seçimleri ve anayasal yönetimle gerçekleşeceğini belirtiyor. Anayasal yönetim anlayışının Batı’daki sistemin bir taklidi olmadığını ısrarla belirtirken, bu benzerlikten sebep komplekse kapılmanın büyük bir hata olabileceğinin de altını ısrarla çiziyor. Afgani’ye göre Müslümanlar bu konuda rahat olmalı, tarihlerine, kaynaklarına güvenmeli, kompleksiz bir şekilde anayasal sistemi sahiplenerek, toplumdaki tüm farklı kesimlerin, farklı coğrafyalardan gelecek temsilcilerin temsil edileceği bir meclisi oluşturabilmelidir. Zaten totaliter rejimler baş düşmandır. Müslüman toplumları ve devletleri geri bırakan her şeyi kontrol edebileceğini zanneden bu baskıcı zihniyettir. “Totaliter sistemler sayesinde ümmetin kaderi cahillerin eline geçmiştir.”

Afgani ayrıca mutlakiyetçi yönetimlerin İslami ve ahlaki olmadıklarını da açık bir şekilde vurgulamaktadır. Ona göre bir kişinin, tek başına, dilediği şekilde bir bölgeyi yönetmesi baskı ve kuvvet kullanmadan mümkün olamaz. Bu yönetim biçimi de ahlaki ve felsefi açıdan meşru görülemez. Kanun yapımıyla ilgili olarak da temel bir ilkeden söz eder; “Kanun sultanın iradesiyle değil halkın hür iradesiyle oluşur.” Bunun için şura sistemi ahlaki ve pratik bir zorunluluktur. İslam toplumları özgür bir ideale kavuşmak ve yeniden toparlanmak için istikameti bu yönde belirlemelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir