İslam eserleri gözümüzün önünde talan ediliyor

Ortadoğu’da yaşanan savaşlar neticesinde insanlar yaşamlarını kaybederken öte yandan şehirler, tarihi eserler, kültür varlıkları yok ediliyor. Sanat tarihçisi Kızılay, Ortadoğu’da insanlığın ve tarihin yok edilmesine karşı bir öneride bulunuyor; “Tarihi eserler, maddi- manevi yaptırımlar vasıtasıyla devletlerin tekelinden çıkarılmalıdır. “İslâm Eserleri Koruma Mahkemeleri” kurulmalıdır.”

 

Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Arkeoloji bölümünde tamamlayan Servet Kızılay, yüksek lisansını ise sanat tarihi alanında sürdürdü. Beş yıl Almanya’da kalan Kızılay, sanat tarihi çalışmalarının yanında dilbilim, siyaset felsefesi alanında da çalışmalarını yürütmektedir. Halen Fikir-sanat akademisinde dersler veren Kızılay ile Ortadoğu’da yaşanan savaşların tarihi yapılar üzerindeki etkisi üzerine görüştük. Kızılay, İslam tarihinin en önemli şehirleri arasında yer alan Bağdat, Şam, Kahire gibi şehirlerde tarihi eserlerin yağmalandığına dikkat çekerek, bu konuda Müslüman ülkelerin bir üst mahkeme kurmasının kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu belirtiyor. 

Okumaya devam et “İslam eserleri gözümüzün önünde talan ediliyor”

Din ve modernleşme çatıştı mı?

Habertürk televizyonunda yayınlanan “Büyük Sorular” isimli programa konuk olan Prof. Dr. İsmail Kara, Batı’da modernlik ile dinin birlikte yürümediğini, ekonomik, siyasi ve düşünsel ilerleme adına gerçekleştirilen reformların modernliğin lehine sonuçlar verdiğini ve dinin büyük bir gerileme yaşadığını dile getirirken, Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’de de buna benzer tartışmalar olduğunu hatırlattı. Cumhuriyet elitleri, “Dinin terakkiye mani olacağını” söylüyorlardı. Batı, din ile arasına mesafe koymuş, laiklik sayesinde “yüklerinden kurtularak” ayağa kalkmıştı. Okumaya devam et “Din ve modernleşme çatıştı mı?”

Türk Kimliğinde Cihat

Türk kimliği en çok Osmanlı döneminden yadigar batıya karşı pozisyonla şekillenir. Fakat bu kimlik aynı zamanda doğuya ve güneye doğru, Müslüman dünyaya dair bir boyut da taşır. Batıyla temasta olan-sınır boyunda yer alan müslüman olmaktan dolayı doğuya yönelik bir hakimiyet iddiasını da 1500’lerden itibaren taşır. Hilafet bu iddianın ismidir.

Okumaya devam et “Türk Kimliğinde Cihat”

Koyré; Eleştirel Bilim Tarihi Yazımına Giriş

Bilim Tarihi ve Bilim Felsefesi profesörü Alexandre Koyré, 1882’de Rusya’da doğdu. Tiflis’te başlayan öğrenimine Almanya ve Fransa’da devam etti. İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD’ye giden Koyré, bu ülkede uzun yıllar ders verdikten sonra 1958’de Paris’e döndü ve burada Bilim ve Teknik Tarihi Araştırmaları Merkezi’ni kurdu. Koyré, 1964’te öldü. Bilim tarihi yazımına getirdiği yeni yaklaşımlarla bu alanda bir dönüm noktası olarak kabul edilen Koyré, kendisinden sonra gelen bilim tarihi uzmanları üzerinde büyük etki bırakmıştır. Okumaya devam et “Koyré; Eleştirel Bilim Tarihi Yazımına Giriş”

Sömürgeciler Fetihçiler

Fransız İhtilali’nden sonra ulus-devlet modeli tüm dünyaya yayıldı. Rusya, Osmanlı, Avusturya-Macaristan gibi sömürgeleri olmayan fakat idare altında tuttuğu topraklardan beslenen, bir milletler toplamı olan imparatorluk yapıları zaafa uğrar, sonrasında tamamen silinir. Bu imparatorluk idareleri bunu önlemek için iç idarede daha kuşatıcı bir aidiyet-kimlik oluşturmanın yolunu arayacaktır. Okumaya devam et “Sömürgeciler Fetihçiler”

Devletler ve Milletleri

Amerika kendini dünyaya özgürlük taşıyan bir millet olarak ifade eder. Millet, Amerikan İngilizcesinde ülke manasında kullanılıyor. Bizim yakın olduğumuz Avrupa’daysa ülke denilince millet değil devlet anlaşılır. Özne olma konusunda devletin önceliği vardır. Halkların, milletlerin siyasette özneliği uluslararası alanda yani 3. gözlerde yoktur. Belçika’yı anabiliriz. Ülkenin kimliği olarak devlet aidiyeti ve devlet ismi en tepede yer alır. Kültürel ve etnik motifler dışında Valon, Flaman, Cermen dışarıda özne olarak ele alınmaz. Ülke içinde birinden biri baskın ve güçlü olsa dahi değişmez. Okumaya devam et “Devletler ve Milletleri”

Amanda Hess – Sanatsal yaratıcılık miti kadınların suistimaline nasıl mazeret edilir

Artık ‘sanatı sanatçıdan ayırma’ fikrinden kurtulabilir miyiz?

Ne zaman ki bir sanat insanı (genellikle bir erkek), insanları (genellikle kadınları) kötüye kullanmakla suçlanır, engelleyici bir tavır bizi kuşatır ve bu gibi rahatsız edici biyografik ayrıntıları gizlice söz konusu kişiyle ilgili olan değerlendirmelerimize yansıtmayız. Ancak bazı Hollywood figürleri -Harvey Weinstein, James Toback, Kevin Spacey ve Louis C.K- cinsel tacizle suçlanıyorlar ve en kötüsü bu zamana kadar onların sanatlarını suçlarından ayırma eğilimi göstermedik. Okumaya devam et “Amanda Hess – Sanatsal yaratıcılık miti kadınların suistimaline nasıl mazeret edilir”