Türk Siyasal Tarihinin “Üç Hal Kanunu”

Türk Siyasal Tarihinin Üç Hal Yasası, başlığını eğer mümkün olursa birkaç yazıyla ele almaya çalışacağız. “Üç Hal Kanunu” A. Comte’un tarihin yasalarını pozitivist ilkelere göre bulduğu iddiasının artık klişe ifadesidir. Tarihte böyle bir düzenliliğin olup olmadığı artık uzun zamandır naif bir iddiadır. Kimse tarihin yasalarını –en azından bu dönemde- ortaya çıkarma gayretinde değil, hatta böyle bir örüntünün var olup olmadığıyla da ilgilenilmemektedir. Tarih sonsuz ve karmaşık bir olgular yığını mı, yoksa bir ereğe mi sahiptir? Uzun zaman tartışılmış ve bu konuda ciddi bir literatür de oluşmuştur. Bu felsefi tartışmalara girmeye niyetimiz yok ancak şunu ifade edecek olursak; bir alandaki yoğun okumalar ister istemez insanda bir örüntünün var olduğu hissini uyandırmaktadır. Belki akıp giden olgular yığını içinden biz onları tasnif ederken böyle bir yanılsamaya sebep oluyoruzdur. Wittgenstein’in veciz ifadesiyle “dünya olguların bir toplamıdır, şeylerin değil.” Okumaya devam et “Türk Siyasal Tarihinin “Üç Hal Kanunu””

Sinemadaki gerilimin nedeni sanat değil siyasettir

Türk sineması üzerine yaptığı akademik çalışmalarla tanınan Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı, başını Şakir Eczacıbaşı ve Onat Kutlar gibi isimlerin çektiği Sinematek Derneği’nin, 1960’lı yılların ortalarında itibaren Metin Erksan, Lütfi Akad ve Halit Refiğ gibi yönetmenlere dönük tepkileri hakkında konuştu. Kayalı, bu tepkinin sebebi olarak sanatı değil siyaseti adres gösterdi. Okumaya devam et “Sinemadaki gerilimin nedeni sanat değil siyasettir”

Bir Nurettin Topçu eleştirisi

Türk fikri hayatının önemli isimlerinden biri olan, düşünce dünyası ve yaşantısıyla kendisini bizzat tanıyan ya da bir vesileyle tanımış olan çok sayıda ismi etkileyen Nurettin Topçu’ya yönelik özellikle son yıllarda çok sayıda çalışma gerçekleştirildiği söylenebilir. Popüler bir çalışma konusu haline gelen Topçu’nun öne sürdüğü fikirler ve başlattığı tartışmalar çok yönlü düşünürlüğünün bir etkisi olarak farklı alanlardaki akademik çalışma ve eserlerde ele alınıyor. Okumaya devam et “Bir Nurettin Topçu eleştirisi”

İslam eserleri gözümüzün önünde talan ediliyor

Ortadoğu’da yaşanan savaşlar neticesinde insanlar yaşamlarını kaybederken öte yandan şehirler, tarihi eserler, kültür varlıkları yok ediliyor. Sanat tarihçisi Kızılay, Ortadoğu’da insanlığın ve tarihin yok edilmesine karşı bir öneride bulunuyor; “Tarihi eserler, maddi- manevi yaptırımlar vasıtasıyla devletlerin tekelinden çıkarılmalıdır. “İslâm Eserleri Koruma Mahkemeleri” kurulmalıdır.”

 

Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Arkeoloji bölümünde tamamlayan Servet Kızılay, yüksek lisansını ise sanat tarihi alanında sürdürdü. Beş yıl Almanya’da kalan Kızılay, sanat tarihi çalışmalarının yanında dilbilim, siyaset felsefesi alanında da çalışmalarını yürütmektedir. Halen Fikir-sanat akademisinde dersler veren Kızılay ile Ortadoğu’da yaşanan savaşların tarihi yapılar üzerindeki etkisi üzerine görüştük. Kızılay, İslam tarihinin en önemli şehirleri arasında yer alan Bağdat, Şam, Kahire gibi şehirlerde tarihi eserlerin yağmalandığına dikkat çekerek, bu konuda Müslüman ülkelerin bir üst mahkeme kurmasının kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu belirtiyor.  Okumaya devam et “İslam eserleri gözümüzün önünde talan ediliyor”

Din ve modernleşme çatıştı mı?

Habertürk televizyonunda yayınlanan “Büyük Sorular” isimli programa konuk olan Prof. Dr. İsmail Kara, Batı’da modernlik ile dinin birlikte yürümediğini, ekonomik, siyasi ve düşünsel ilerleme adına gerçekleştirilen reformların modernliğin lehine sonuçlar verdiğini ve dinin büyük bir gerileme yaşadığını dile getirirken, Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’de de buna benzer tartışmalar olduğunu hatırlattı. Cumhuriyet elitleri, “Dinin terakkiye mani olacağını” söylüyorlardı. Batı, din ile arasına mesafe koymuş, laiklik sayesinde “yüklerinden kurtularak” ayağa kalkmıştı. Okumaya devam et “Din ve modernleşme çatıştı mı?”